Epik şiir türünün en eski örneği olan Sümer-Akad destanı Gılgamış (ykş. İÖ 2000),Homeros’ un İlyada ve Odysseia’sı (IÖ 800-700), Hesiodos’un Theogonia (Tannlann Doğuşu) ve Erga kai Hemerai (işler ve Günler) adlı destanlan (İÖ 700), eski Yunan edebiyatım yakından etkilemiş olan ve Kypria, Aithiopis, Küçük Ilyada, İliupersis, Nostoi adlı şiirleri içeren destan çemberi, sözlü şiir geleneğinin başlıca ürünleri arasında yer alır. Yazarları kesin olarak bilinmeyen Oğuz destan çemberi, Anglo-Sakson destanı (8. yy), Fransız destanı Chanson de Roland (12. yy), Germen destanı Nibelungenlied (13. yy) gibi epiklerin oluşumunu da daha önceki sözlü geleneğin belirlemiş olduğu kabul edilir. Destanlardaki içerik ve izlekler üzerinde yapılan incelemelerle, özellikle Indo-Germen kökenli destan geleneklerinde bazı ortak öğeler bulunmuştur. Bunlar, tarih öncesi çağlardan kalan bir düşünce sisteminin Indo-Germen bilincine yerleşmiş izleri kabul edilir. Bu düşünce sisteminin kaynağındaki üç temel ilke, din ve krallığa; fiziksel güce; bolluk, zenginlik ve sağlığa ilişkin öğeler olarak destanlara yansımıştır. Destanların çoğunda rastlanan ana temalar bu öğelerin etkileşiminden doğmuştur.

Destanlar arasındaki bazı tema benzerlikleri ise, toplumlar arası uygarlık etkileşiminin sonuçlan olarak görülür. İlyada ile Hint destanı Ramayana’da rastlanan ortak konu (bir kadının kaçınlması üzerine yabancı bir kentin kuşatılması), Hurri kökenli yazılı bir Hitit söylencesi ile Hesiodos’un Tannlann Doğuşu’ndaki tann soylarının benzer işlevleri, Gılgamış destanının bazı yolculuk bölümleriyle Odysseia’daki Kalypso ve Kirke öyküleri arasındaki paralellikler, yine Gılgamış’ta kahramanın arkadaşı Enkidu ile İlyada’da Akhilleus’un arkadaşı Patroklos arasındaki ortak yanlar bu tür benzerliklerin en çarpıcı olanlandır.

Toplumsal değişmeler ve yazılı edebiyatın gelişmesiyle Avrupa’da epik türde anlatının yerini önce Orta Çağ’da feodal düzende canlılık kazanan, şövalyelik ve “saraylı aşkı ” üzerine kurulu “romans” türü anlatı, daha sonra da yükselen orta sınıfların değerlerine ve beğenisine göre yazılan “roman” türü almıştır. Ancak, bu gelişme destan geleneğinin, sınırlı ölçüde de olsa, sürmesine engel olmamış, Lonnrot’un derleyip yazdığı Fin destanı Kalevala (1849) örneğinde görüldüğü gibi, 19.yy’da bile sözlü geleneğin ürünlerinden yararlanılarak destan yazılabilmiştir. Doğrudan yazılı olarak yaratılmış olan epiklerin başında Latin şairi Vergilius’un, Homeros’un destanlarını örnek alarak yazdığı ve Roma’mn kuruluşunu anlatan Aeneis destanı (IÖ 1.yy) gelir. Yine Latin şairlerindenLucanus’ un Pharsalia’sı (l.yy) yazan bilinmeyen Ispanyol destanı Poema di mio Cid (12.yy), Italyan şairi Ariosto’nun Orlando furioso’su ve Tasso’ nun Gerusalemme liberata’sı Ingiliz edebiyatının başyapıtlanndan, Milton’un ParadiseLost’u (Kaybedilmiş Cennet) gibi örnekler, yazılı geleneğin ve gelişmiş bir kültürün ürünleri olan destanlardır.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net