Atatürk inkılâpları yeni esaslar getirdi. O devir aydınları bu esaslar üzerinde uzun uzun düşündüler ve bu konuda pek çok yazılarda çeşitli fikirler ileri sürdüler. Cumhuriyet devri Türk edebiyatı ile fikir hayatı arasında sıkı bir bağ vardı . Bu fikirler Cumhuriyet edebiyatının kültür zemini meydana getirir. Bundan dolayı devrin edebiyatı incelenirken fikir hayatının da iyi bilinmesi gerekliydi.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında beliren yeni dünya görüşü karşısında,Tanzimat’tan beri Türk edebiyatını etkileyen ve onu besleyen fikirlerden birçoğu tarihe karıştı. Bunların başında Osmanlı ve İttihad-ı İslâm gibi fikirler geldi. Yeni Türk Devleti, milliyetçi idi. Sınırları Misâk-ı Milli ile çizilmiş ve yıllar boyu savaştan savaşa koşan Türk Milleti’nin kalkınabilmesi için dikkat ve çabasının Türkiye meseleleri üzerinde toplanması gerekirdi.

Bu devrede millî şuur ve millî kültürün teşekkülü bakımından eski Türk tarihine büyük önem verilmekle beraber, yine aynı sebepler yüzünden Turancılık da terkedildi.s Kalkınma, barışa dayandığı için bu devredeTürk’ün çabasını başka gayede harcayarak bir maceraya hoşgörü ile bakılamazdı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin esası olan Türk milliyetçiliğinden hareketle Atatürk de, Cumhuriyet’ten önce ve sonra bazı Türk edebiyatçılarının eserlerinde görülen beynelmilelci yabancı düşüncelerin karşısında yer aldı.

İstiklâl Savaşı sırasında ve Ankara başkent olduktan sonra pekçok Türk aydını Ankara’da toplandı. Burada Anadolu bozkırının çoraklığı ve memleketi için her şeyini feda eden Anadolu insanının içinde yaşadığı fakirlik ve sefaleti
yakından gördü ve Türk düşünce hayatında o zamana kadar önemle işlenen önceki fikirlerin boşluğuna bizzat kanaat getirdi. Ziya Gökalp’in

Turan, Vatan veÇobanla Bülbül şiirleri Türk aydınının bu kanaate nasıl ve hangi yollardan geçtikten soma vardığım açık bir şekilde gösterir.

Millî edebiyat devresinde önem kazanan Cumhuriyet devri Türk .edebiyatımın ilk yıllarında I.Dünya Savaşı sırasında örnekleri artan, İstiklâl mücadelesi boyunca da edebî eserlerde ısrarla işlenen destâni ruh'un anlatılması sürdürüldü. Türk’ün tarihine şekil veren bu ruhu konu alan pek çok şiir, oyun, roman, hikâye veya destan türlerinde eserler yazıldı. Bu eserlerin bazılarında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın şahsiyeti, tarihî kahramanların şahsiyetiyle birleştirildi. Türk milleti İstiklâl Savaşı’nı bu ruh sayesinde kazandığı için, onun edebî eserlerde de ifade olunmasını tabiî karşılandı.

Cumhuriyet devri Türk edebiyatında ele alınan ikinci önemli konu, Anadolu coğrafyası ve Anadolu insanıdır. Gerçi Anadolu ve Anadolu insanı, Tanzimat sonrası edebiyatından bu yana, zaman zaman edebî eserlere konu olmuştur. Ancak Cumhuriyet devri Türk edebiyatında bu konu hem ayrılık kazandı, hem de mahiyeti değişti. Düşmanlarını savaş meydanında yenen Türk milleti, henüz çağdaş ilim ve tekniğe sahip ve hakim olmadığı için, başarıyı tabiat şartlarını değiştirmekte ve faydalı hale koymakta aradı. Yalnız tabiat karşısında âciz olmayan Anadolu insanını hastalık, cehalet, haksızlık ve zulüm de etkiledi. Destanı ruh ’u ifade eden eserlerin romantik veya idealist olmasına karşılık, Anadolu ve Anadolu insanım tasvir eden eserlerin çoğu realist olarak ele alındı. 'Bu eserlerde halkı içinde yaşadığı hastalık, cehalet ve sefaletten kurtarmak isteyen yeni fikirli doktorlara, öğretmenlere, aydın tiplere de rastlandı.

Tanzimat'tan sonra Türk edebiyatçılarının eserlerinde konu olarak işlenen batıl inançlar ve savaş, bu devirde de sürdü. Cumhuriyet döneminde çağdaş medeniyete, laikliğe ve İlmî düşünceye büyük önem verildi, okullar, demekler ve kitaplar aracılığıyla bu esaslara dayanan hayat felsefesi köylere kadar yayılmak istendi. Bu devirde yazılan edebî eserlerde bu düşünceler geniş bir yer tutar.

Aşırı Avrupa hayranlığı ve taklitçilik, Tanzimat’tan itibaren toplumumuzda memur ve bir kısım yarı aydınlar arasında bir yara olarak devamlı varlığını korudu. Tanzimat sonrası edebiyatmda bu tipleri sergileyen ve eleştiren birçok eserler yazüdı. Cumhuriyet sonrasındaki eseflerde de aynı tip insanlar varlıklarım sürdürdüler. Ancak bu tehlike karşısında mânevî değerlere yönelme görüldü.

Cumhuriyet devri edebiyatında Türk edebiyatçılarının Tanzimat’tan beri eserlerinde yer verdikleri halk , millet , memleket ve çağdaş medeniyet kavramlarının önemli yer tuttuğu görülür. Bu kavramlar müşahhas vakıalarla beslenerek işlenir. Her biri âdeta bir iman halinde benimsenir.

Tanzimat sonrası edebiyatmda özellikle Şinasi, Ahmet Mithat Efendi gibi yazarların çalışmaları ile Türkçe sadeleşmeye yöneldi; Servet-i Fünûn döneminde ise dil ağırlaştı. II.Meşrutiyet’ten sonra görülen Millî edebiyatla başlayan Yeni Lisan hareketi dilimizi yeniden sadeleşme yoluna getirdi. Cumhuriyet devrinde eser veren pek çok şâir ve yazar Millî Edebiyat devresinde yazı hayatına atıldılar ve Türkçe’nin sadeleşmesinde etkili oldular. Onların elinde Türkçe sade, anlaşılır, açık bir hal aldı. Bu yazarlar, en güzel eserlerini Cumhuriyet devrinde verdiler. Denilebilir ki, Cumhuriyet’in ilk on beş yılında yazılan eserler Türkçe’nin en güzel eserleridir. Bugün Türkiye’de Halide Edip, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Faruk Nafiz Çamlıbel, Peyami Safa, Ahmet Kutsi Tecer, Ruşen Eşref Ünaydın, Ahmet Muhip Dranas, Ahmet Hamdi Tanpmar adlarını bilmeyen ve onların eserlerini okumayan Türk aydmı yok gibidir. Bu devir Türk aydınları sadece bu isimlerden ibaret değildir; onlarla birlikte eser veren daha pek çok yazar ve şâir vardır.

Cumhuriyet’in ilk on beş yılı içinde, Millî edebiyat dönemindeki edebî okullardan gelen şâir ve yazarlar da bazı eserler verdiler. Bunlar edebî hayatlarını çizen ve belirleyen devreleri geçmiş olmakla birlikte Cumhuriyet’in heyecanı içinde yazılar yazdılar. Devrin en yaşlı yazarı Abdülhak Hâmid’dir. Bu devirde yazı yazan bir diğeri de Samipaşazâde Sezai’dir. Hüseyin Rahmi Gürpınar 1923-1938 yılları arasında Efsuncu Baba (1924), Ben Deli miyim? (1924), Billur Kalb (1926), Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu?(1926), Mezarından Kalkan Şehit (1926), Muhabbet Tılsımı (1926), Kokotlar Mek-bi (1926), Şeytan İşi (1933), Namusla Açlık Meselesi (1933), Katıl Buse (1933), İki Hödüğün Seyahati (1933), Tünelden ilk Çıkış (1934), Utanmaz Adam (1934), Eşkıya İninde (1935) adlı eserleri verdi. Cumhuriyet devrine hakim olan hava içerisinde Hüseyin Rahmi daha önce yazmak cesaretini bulamadığı pek çok düşüncesini bu romanlarında dile getirdi.

1864’de doğan ve canlı üslûbu ile tanınan Ahmed Rasim, Atatürk devrinde, Muharrir, Şair, Edib (1924), Falaka (1927) gibi eserlerini yayımladı. Bunlardan bazılarında Cumhuriyet devriyle eski devri karşılaştıran sayfalara rastlanır.

Tevfik Fikret dışında Servet-i Fünûn nesline mensup yazarlardan çoğu, Cumhuriyet devrinde de eser verdiler. Bu neslin en yaşlısı olan Halid Ziya Uşaklıgil, önceleri yazmış olduğu bazı eserlerini, dilini sadeleştirerek yeniden yayınladı, aynca hatıralarını kaleme aldı. Bu eserlerde Cumhuriyet öncesiyle Cumhuriyet devrini karşılaştıran canlı parçalar vardır. Büyük bir hürriyet ve demokrasi âşığı olan Hüseyin Cahit Yalçın, Atatürk devrinde de inandığı fikirleri gazete ve dergilerde savundu. Hüseyin Cahit esas itibariyle edebiyatçı olmaktan çok, heyecanlı bir gazeteci ve politikacıdır. 1933-1940 yıllan arasında tek başma çıkardığı Fikir Hareketleri dergisinde Batılı yazarları tanıtan makaleler yanında, Cumhuriyetken sonraki edebî eserlerin tenkitlerini de yayımladı; Halid Ziya gibi o da siyasî ve edebî hatıralarını yazdı (1935).

Servet-i Fünûn devrinde Eylül (1901) romanıyla büyük bir şöhret kazanan Mehmet Rauf, Cumhuriyet döneminde de bazı eserler verdi. Bunlardan Halâs (1929) romanı İstiklâl Savaşı’nı ferdî hayat çerçevesi içinde anlatan bir eserdir.

Servet-i Fünûn nesline mensup Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Siret Özsever, Faik Ali Ozansoy gibi yazarlar da Cumhuriyet devrinde bazı eserler yayımladılar. Yeni devrin zihniyetiyle pek anlaşamayan bu yazarlar eski tarzı sürdürdüler ve Hüseyin Siret Gavsi mahlâsıyle gazeller yazdı. Hüseyin Suat Yalçın ise yeni kurulan Darülbedayi için telif,tercüme ve adapte eserler kaleme aldı.

1920’de İstanbul’un işgali olayı üzerine yazdığı Kara Bir Gün adlı makalesiyle ruhları çoşturan Süleyman Nazif Cumhuriyet devrinin ancak ilk zamanlarında görüldü. Millî Mücadele yıllarında, Malta’da, sürgünde yazdığı Daüssıla,o dönemin en güzel şiirlerindendir. Süleyman Nazif de o devrin aydınları gibi ilhamını Namık Kemal’in yazılarından alan hürriyet, vatan ve istiklâl âşığı bir yazardır. Malta dönüşünden ölünceye kadar yazdığı yazılarla Cumhuriyet’in ilk dönemi edebiyatı içinde yer aldı.

Servet-i Fünûn devrinde kendisine has çok ince bir üslûp yaratan Cenap Şahabeddin sade Türkçe ile manzumeler denerse de başarılı olamadığı bu şiirleri yayımlamadı, bu devrede bazı edebî makaleler yazdı.

II.Meşrutiyet devrinde aşırı Batıcı ve ferdî, Servet-i Fünûn edebiyatına karşı milliyetçiliği müdafaa eden yazarlardan birçoğu Millî Mücadele devri edebiyatında olduğu gibi Cumhuriyet devrinde de önemli rol oynadı. Bunlardan 1898’de yayımlanan Türkçe Şiirler adlı kitabıyla yeni bir şiir akımı meydana getiren Mehmet Emin Yurdakul, birçok yazar gibi 1920’de Anadolu’ya geçti ve Atatürk’ün yatımda Millî Mücadele’ye katıldı. Atatürk’e karşı büyük bir hayranlık duyan Mehmet Emin 1928’de Atatürk adlı bir kitap yayımladı. O, bu devirde daha başka şiir kitapları neşretmişse de Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’in getirmiş oldukları saf şiir akımı karşısında ikinci, hattâ üçüncü derceye düştü.

Batı sosyolojisine ve Türkoloji araştırmalarına dayanarak kendi mistik ruhuyla birleştirdiği Türkçülüğü sistemli bir hale koyan ve fikirlerini makalelerinde anlatmakla yetinmeyerek onları masallar, manzum hikâyelerle de ifade eden Ziya Gökalp, 1924’de ölümünden sonra da eserleri ile o devrin aydınları üzerindeki tesirini devam ettirdi. 1923’te neşredilen Türkçülüğün Esasları, Türk milliyetçiliğine şekil veren en önemli eserlerinden birisidir. Malta dönüşü doğduğu şehir olan Diyarbakır’a giden ve orada Küçük Mecmua’yı yayımlayan Ziya Gökalp Millî Mü-cadele’yi destekleyen yazılar ve şiirler yazdı. Gazi Mustafa Kemal’e sonsuz bir saygı duyan Gökalp, bu dergide ve o devrin gazetelerinde yayımladığı şiir ve makaleleriyle bu büyük devlet adamının gerçekleştirdiği inkılâpların fikrî zeminini hazırlayarak yorumunu yaptı.

Ziya Gökalp’in dışında Türkçülerden Yusuf Akçura ve Ağaoğlu Ahmet, edebî eserler vermekle beraber Cumhuriyet devrinde fikir yazılarıyla tanınmış şahsiyetlerdir.

1912’de girdiği Türk Ocağı’nın on dokuz yıl başkanlığını yapan Hamdullah Suphi Tanrıöver, heyecanlı hitabeleri ve makaleleriyle devrin ruhuna şekil veren yazarlardandır. Hamdullah Suphi hitabe ve makalelerini Dağ Yolu (1928) ve Günebakan (1929) adlan altında kitap haline getirdi.

Cumhuriyet devrine asıl damgasını vuran, o devrin edebiyatına ruh ve canlılık veren yazarlar, Atatürk gibi 1880’den sonra doğan , . Balkan ve I.Dünya Savaşları ile İstiklâl mücadelesinin ıztıraplarım yakından hissedenlerdi. Bunlardan 1919 yılında Sultanahmet Meydanı’nda toplanan on binlerce halka milletin başına gelen felâketi anlatan, daha sonra eşi Dr. Adnan Adıvar’la birlikte Anadolu’ya giderek İstiklâl Savaşı’na katılan, bu savaşm adeta bayrak kadını olan Halide Edip Adıvar, şahsiyeti ve eserleriyle sadece o devrin değil, bütün Türk edebiyatının «en büyiik şahsiyetlerinden biri oldu. Halide Edib, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Vurun Kahpeye (1923), Kalb Ağrısı (1924), Dağa Çıkan Kurt (1926), Zeyno’nun Oğlu (1927), S inek!i Bakkal (1935) gibi roman ve hikâyelerini yazdı ve yayımladı. Bu eserlerinde Anadolu ve Anadolu insanını tasvir etti.

Bu devrede ve bilhassa Halide Edib’in romanlarında Anadolu insanı .Refik Hâlid Karay’ın hikâyelerinde görüldüğü gibi bir çöküş psikolojisi içinde verilmedi. Halide Edib’in eserlerinde yepyeni bir Anadolu ve Anadolu insanı vardı ve bu insan istiklâl Savaşı’nı yaratan insandı . Halide Edib Cumhuriyet devri eserlerinde o günün ruhuna uygun olarak barış
içinde ülkesini en ileri medeniyet seviyesine ulaştırmayı gaye edinen idealist gençleri anlattı.

Cumhuriyet sağlam temellere oturtulduktan sonra bazı yazarlar Osmanlı döneminin sağlam değerlerini ve o devrede meydana getirilen kültür ve medeniyet zenginliklerini yaratan zihniyeti eserlerinde işlemeye başladılar. Halide Edib’in 1935’te yazdığı Sinekli Bakkal bu yolda başarılı bir örnektir. Yahya Kemal’in tesirinde Ruşen Eşref Ünaydın, Abdülhak Şinasi Hisar ve Ahmet Hamdi Tanpınar bu sahada eserler verdiler.

Cumhuriyet devrinde kaleme alınmış eserlerde Anadolu insanı ile Türk aydını arasındaki uçurumun ifadesi önemli bir yer tuttu ve yazarlar sosyal bir tenkide başladılar. Yakup Kadri’nin romanlarında bu özellik çoğu zaman ağır bastı. İlk romanı olan Kiralık Konak’ı 1922 yılında neşreden Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk’ün ve Atatürk inkılâplarının hayranı idi. O, eserlerinde daha ziyade bozulmuş sosyal çevre içinde ruh asaletini muhafaza eden, idealist, fakat bir şey yapamayan insanların bunalımlarını anlattı. 1928 yılında yayımladığı Sodom ve Gomore romanında işgal altındaki İstanbul’u ve işgal havası içinde bunalan, ancak Anadolu’da cereyan eden Millî Mücadele’ye de katılamayan Necdet’in sıkıntılarını, 1932 yılında neşrettiği Yaban 'adlı romanında da Anadolu köylüsü ile Türk aydını arasındaki zıtlığı ortaya koydu. Fransız realistlerini örnek alan Yakup Kadri, günlük konuşma dilini sanatkârâne bir şekilde kullanan iyi bir gözlemci idi. Romanlarında sosyal tenkit daima ön plâna geçti Bütün romanlarında sosyal ahlâk çöküşünü canlı olarak tasvir etti. Ankara romanında (1934) kazanılan zaferden sonra kısa bir arayış devresi geçiren Türk milletinin gelişme yoluna girmesi anlatılır.

Cumhuriyet devri edebiyatının bir zirvesi de Reşat Nuri Güntekin’dir. 1922’de yayımladığı Çalıkuşu ile birden üne kavuşan yazarın romanlarında Anadolu, Anadolu insanları, küçük memurlar, onların ıztırapları dile getirilir. Öğretmen ve müfettiş olarak Anadolu’yu gezen yazar, romanının malzemesini bu geziler sırasında topladı. Eserlerinde Cumhuriyet ideolojisini esas alan yazar, idealist, iyi niyetli, iyimser kahramanlar yarattı. Reşat Nuri Gün-tekin’in dilimizin sadeleşmesi ve güzelleşmesi üzerinde büyük emeği vardır.

Cumhuriyet devrinin bir başka romancısı ise Peyami Safa’dır. İstanbul çocuğu olan Safa, Anadolu’yu yakından tanımaz. Eserlerinde umumiyetle İstanbul’un zengin çevrelerinde ahlâkça sukut etmiş, dejenere insanları tasvir etti. Bunu yaparken psikolojik tahlillere, felsefi düşüncelere geniş yer verdi. Eski Türk medeniyetine ait manevî kıymetlerle Batı’dan gelen materyalist dünya görüşü ve ona göre yaşayış tarzı arasındaki tezadı çarpıcı bir şekilde belirtti. Peyami Safa benimsediği şuuraltı psikolojisine uyan, orijinal çağrışımlarla yüklü bir üslûba sahipti .