KONUŞMAK

Zamanlarında şikâyet edenlerin bugünün düne nisbetle sönük olduğunu şu veya bu kusurları bulunduğunu ileri sürenleri sevmem. Gerçi her bugünde dünün bazı vasıfları, meziyetleri kalmamıştır; fakat bunlara mukabil başka vasıllar, başka meziyetler peyda olmuştur. Şikâyetçiler, yeni zenginlikleri farkedemeyip yalnız eksiklikleri hissedenlerdir. Diyebiliriz ki, onların görme hassaları yoktur. Ancak kendilerine zorla gösterileni farkeder, kabul ederler. Dünün güzel vasıllarını başkalarından öğrenerek anlamışlardır. Onlar dünün hasretini çektikleri gibi, oğulları - vücutlarının değil, kafalarının oğulları - da yarın bugünün hasretini çekeceklerdir. Çünkü onlar bugünün meziyetlerini hissetmiş, keşfetmiş değil; öğrenmiş olacaklardır. Hisseden, keşfeden hiç bir vakit zamanından şikayetçi değildir; onun sevilecek, insanı coşturacak, muhabbetle, imanla kendini feda ettirtecek taraflarını bulur.

Zamanımızın bir halinden şikâyet etmek için önce bunları söylemeği lüzümlu gördüm. Zamanımız konuşmayı bilmiyor. Eskiden okur yazar takımından ahbaplar, haftada bir olsun içlerinden birinin evinde toplanır, sohbet ederlerdi. Şimdi böyle toplantılar pek az olacak ki hiç duymuyoruz. Arkadaşlardan, ahbaplardan buna benzer şikâyetler işitiyorum. Niçin toplanılmıyor. Niçin fikir sohbetleri olmuyor? Niçin bir evde toplanılınca, briç, poker; kadınlar da varsa gramafon veya radyo ile dansetmek tercih olunuyor. Bana öyle geliyor ki, konuşulacak bir şeyimiz yok da onun için. Olsa duramaz, muhakkak üç beş kişi bir araya toplanır, onları kunuşurduk. Söyleyecek şeyi olan adam, kapı kapı dolaşıp, adam arar, söyler.

Bittabi iş bundan ibaret değil. Ernest Renan «insan ancak hem - fikir olduğu adamlarla münakaşa etmelidir» dermiş. Biz okur yazarların çoğumuz birbirimizin dilini anlayamayacak derecede biribirimizle hem - fikir değiliz. Aramızda müşterek bilgiler, müşterek zevkler yok denecek kadar az. Birbirimizin yazılarını okumuyoruz; ecnebi dil bilenler, o dilde biraz bir şey okuyor, bilmeyenler de hiç bir şey okumuyor. Bilgimizi, zevklerimizi yarı ayrı menbalardan aldığımız için bir araya geldik mi, üzerinde konuşulacak bir mevzu bulamıyoruz. Hepimiz kendi kafamızın içindekini en ehemmiyetli bulduğumuz için muhakkak ondan bahsedilsin istiyoruz ve bu yüzden münakaşanın açılmasına bile imkân kalmıyor. Herkes tek başına söylüyor ve ötekileri dinlemiyor. Bugün sohbet azaldı, ahbaplar sadece konuşmak üzere toplanmıyor. Fakat sohbet ölmemiştir, çünkü insanoğlu fikir mübadelesinden vazgeçemez. Ancak bir durgunluk devri geçiriyor. Aramızda konuşulacak müşterek mevzular peyda olunca, sohbet de kendiliğinden dirilecektir.

(Nurullah Ataç)