Eşitlik

Tektanrıcı dinlerin ortaya çıkışından sonra kadın-erkek ilişkilerinde, çoktanrıcı dönemlerden kalan uyum, toplumun yapısına göre değişti. Tevrat’ın bildirdiği “yaratış” olayına göre, ilk yaratılan insan, bir erkek olan Adem’dir. Adem’in yalnızlıktan canı sıkılınca, Tanrı’ya yakarması, ondan bir “eş” istemesi üzerine, kaburga kemiğinden ilk kadın Havva yaratıldı. Böylece, yaratılış olayında öncelik Adem’e tanındı. Adem, insan soyunun atası olması nedeniyle, Havva’dan üstün sayıldı. Bu inanç bütün tektanrıcı dinlerin birleştikleri bir odaktır, ikinci aşamada “yaratılmış” bir insan olarak kadının değeri Adem karşısında düşüktür. Bu inanç, toplumun bütün kesimlerinde kadm-erkek ilişkilerinde bir değerlendirme ölçüsü olmuştur. Bu değerlendirme düzeyinde kadm-erkek ilişkileri çağlar boyunca erkeğin çıkarlarına göre düzenlenmiş; toplum yasaları, toplum kurumlan kadın-erkek aynlığını dinden kaynaklanan, genel geçerlik taşıyan bir “Tanrı buyruğu” diye yorumlamıştır. İslam dininin doğuşundan sonra, onun egemen olduğu top-lumlarda kadm daha ağır bir yaşama ortamına itilmiş, ergenlik çağına bile girmeden sıkı bir denetim altına alınmıştır. Evlilik dönemi kadının eve kapanması, kocanın tartışılmaz egemenliği altına girmesi diye anlaşılmıştır. İslam hukukunda (Fıkıh) kadm erkekle eşit olmadığı gibi, yaşamla ilgili birtakım sorunlarda bile son söz erkeğe bırakılmıştır. Özellikle miras hukukunda kadm erkeğe oranla kimi zaman üçte bir, kimi zaman da yanm “hisse” alma zorunda kalmıştır. Kadın toplum kurumlannda görev alamaz, imamlık edemez, ezan okuyamaz, yargıç, savcı, müftü olamaz, seçimlere katılamaz, aday olamaz, evinden ancak kocası uygun görürse çıkabilir, kocasına sormadan yakınlarını bile görmeye gidemez. Kadının evlenmede eşini seçme özgürlüğü yoktur, son söz babanındır. Erkek dilediği gibi kansını boşayabilir, kadın erkeği boşayamaz, boşanma isteğini açıklasa bile son söz gene erkeğindir.

Ali Mehmed Bab, İslam dininin getirdiği bu kurallara karşı çıkarak, kadın-erkek eşitliğini, kadının bütün toplum kurumlannda erkeğin arkasında değil, yanında, onunla eşit düzeyde olması gerektiğini savunmuştur. Onun savunduğu eşitlik, yalnız İslam dininin egemen olduğu ortamda değil, bütün yeryüzü kadınları için geçerlidir. Kadın, kadın olduğundan dolayı değil, insan olduğundan erkeğe eşittir, onunla özdeş varlık düzeyindedir. Eşitliği ortadan kaldıran doğa değil, inançlar, inançlardan kaynaklanan yasalardır. Bu durum Tann ’nın yüceliğine de, onun adına egemen olan yetkililerin uygulamada başvurduktan, tannsal tüzeye de (ilahi adalet) ay kındır. Tanrı katında suçlu-suçsuz insan vardır, kadm-erkek aynlığı yoktur. Tannsal yargı işlenen suça bakar, suçu işleyenin dişiliğine, erkekliğine değil. Nitekim, Tann, ibadet denen kurumda görev bakımından dişi-erkek ayırmamış, bütün inananlan, kendi yeteneklerine göre eşit oranda görevlendirmiştir.

Ali Mehmed Bab’a göre eşitlik, bir yasa işi olmaktan çok, bir insan sorunudur; bütün top-lumlan ilgilendirir. Yasalar, onlan düzenleyenlerin görüşlerini yansıtır. Yasa koyucular arasında kadının yer aldığı tektanncı bir toplum görülmemiştir. Bu nedenle kadın-erkek eşitliği, yasalarda gereken yerini alamamıştır. Egemen güç, kendi etkisini sürdürebilmek için, kendi anlayışına göre yasalar düzenlemiştir. Bu da “insan varlığı”na aykırıdır.

Ali Mehmed Bab’ın ortaya attığı bu görüşler, kısa süre içinde birçok yenilik yanlılannı etkilemiş, özellikle İslam toplumunda yeni bir “hukuk” anlayışının doğmasına, dinci geleneklere dayanan uygulamalann yeniden düzenlenmesi gerektiği kanısının yayılmasına yolaçmıştır. Bu yeni görüşten kaynaklanan hukuk anlayışı önce İran’da, sonra öteki İslam ülkelerinde sayısız yandaş bularak toplumsal bir olay niteliği kazanmıştır.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Yorum ekle veya Makaleye katkı yap

Uyarı!
Hakaret içeren yorumların yasal takip gereği ip adresleri sistem tarafından kayda alınmaktadır.


Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net