GUİLLAUME [Parisli] (1180-1249)

Fransız, tanrıbilimci. Tanrısal özle varoluşun özdeşliğini ileri sürmüştür.

Aurillac’ta doğdu, Paris’te öldü. Paris’te tanrıbi-lim öğrenimi gördü. Guillaume, önce Aristoteles felsefesini ve İslam filozoflarını inceledi. Sonra tanrı-bilim sorunlarına yeni çözümler bulma çalışmalarına koyuldu. Yaşadığı dönemde geniş bir alana yayılan ve sürekli tartışmalara yol açan felsefe ile tanrıbilimin uyuşmazlığı konusunda tanrıbilimi savundu. Tanrıbi-lim dışında kalan felsefe, ahlak, fizik ve metafizik konularında ancak yetkili kimselerin konuşabileceklerini ileri sürdü. Guillaume, tanrısal özle varoluşun özdeşliği sorununa çözüm getirebilmek için sürdürdüğü çalışmalarında İbn Sina’nın etkisi altında kalmış, özellikle onun özle tözün ayrılığını içeren görüşünü benimsemiştir. Guillaume özle varoluşun özdeş, ancak özle tözün ayrı olduğu kanısındadır.

Guillaume’a göre Tanrı kendi özü gereği vardır, varlığının saltık ve yalınç olması da bu yüzdendir. Tanrı ancak, kendi varlığıyla düşünülebilir, onu kendi varlığından soyutlayarak düşünme olanağı yoktur. Bu nedenle Tanrı tanımlanamaz. Tanımlanan varlığa, kendi özünden ayrı, bir nitelik, bir ilinek vermek gerekir. Gerek nitelik, gerek ilinek, özü tanımlarken, ondan ayrı birer varlık olarak düşünülür, ancak bu Tanrı için geçerli değildir. Tanrı, özü gereği yaratıcıdır. Yaratmak ise yoktan var etmek demektir. Tanrı, kendi özgür istenciyle, evreni yaratmıştır. Evreni yaratsa da yaratmasa da Tanrı olduğu gibi kalırdı. Evrenin varlığı, yokluğu Tanrı’yı etkileyemez. Yaratma olayı zaman içindedir ve özgürdür. Evren, onun kapsadığı bütün varlık türleri, tanrısal istence bağlıdır.

Tin ve gövde

İnsanı tin ile gövdeden kurulu bir bütün olarak Tin gören Guillaume için tin yalınç bir tözdür, saltıktır, ve özgürdür. Değişmez, gördüğü işler ne denli türlü gövde türlü ise de kendi olduğu gibi kalır. Tin, özü gereği, bir bireşim değildir, bilgi sağlayan tek yetidir. Tinle gövde, yapıları nedeniyle, birbirinden ayrıdır. Tinin, önemli özelliklerinden biri, duyularla edinilen izlenimleri soyutlamasıdır. Bu işlemi başarırken, kendi özünde bir değişme, bir eksilme olmaz. Kişi kendi tinini gövdesiz, başkalarının tinlerini ise ancak onların gövdeleriyle birlikte düşünebilir. Başkasının tinini bilmede gövde bir aracı durumundadır. Tin bölünmez bir bütün olduğundan, onda ayrı ayrı yetilerin bulunması da olanaksızdır. Tinde birçok yetinin bulunduğunu ileri sürmek, onun başarılarını ayrı yetilere bağlama yanılgısından kaynaklanır. Guillaume’a göre, kimi düşünürlerin tini yadsımaları, insanın uzay, zaman, biçim gibi koşullara bağlı kalarak düşünmesinden, böyle bir düşünme biçimini kural sanmasından dolayıdır. Gerçekte tin kendi kendisiyle düşünülebilen tek ve gerçek varlıktır. Başkasının tinini, gövdesi aracılığıyla düşünmek, onun gövdeye bağlı bir varlık olduğu anlamına gelmez, o gövdeye dirilik kazandıran tözün tin olduğu anlamına gelir.

Guillaume’un üzerinde durduğu temel sorunlardan biri de tümeller-tikeller bağlantısıdır. Ona göre genel bilgiler olan tümeller, tek tek nesnelerin algılanmalarına dayanan soyutlamalardır. Bu nedenle tümeller gerçek değildir, gerçek olan yalnız türlerdir. Tin, doğal olarak, ilkeleri kavrar, ancak bu kavramayı sağlayan da Tanrı’dır. Tinin özü gereği olan kavramanın tanrısal bir eylem niteliği taşıması, insanla Tanrı’ yı birbirine yaklaştırır, arada sürekli bir bağlantının bulunduğunu gösterir.

•    YAPITLAR (başlıca): Opera Omnia, (ö.s.), 1674, (“Bütün Yapıtlar”).

•    KAYNAKLAR: Amato Masnovo, Da Guglielmo d’Au-vergne a san Tommaso d’Aquıne, 2.b., 1946; M.Baumgartner, Die Erkenntnislehre des Wilbelm von Auvergne, 1895: F.Ueberweg, Grundriss der Geschicbte der, Philoso-phie, 1928.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net