Filozof.net

Batalyevsî Hayatı, Felsefesi, Eserleri (İslam Filozofları)

BATALYEVSÎ’NİN HAYATI VE ESERLERİ


Hayatı


İslam Felsefesi’nin Endülüs’teki ilk filozoflarından birisi olarak kabul ettiğimiz Batalyevsî’nin tam adı, Ebû Muhammed Abdillah b. Muhammed b. es-Sîd el-Batalyevsî en-Nahvî’dir. Batalyevsî’nin adı bazı kaynaklarda; Batalyûsî, Batliyusâ, Batlayevsî, Batalyosî ve Badajozî olarak da yazılmaktadır.

Aslen Şilbe’li olan Batalyevsî, 1052 (h.444) yılında, bugünkü adı Badajoz olan Batalyevs’te doğmuştur. Edebiyatçı, dil bilimcisi, fıkıhçı, hadisçi, kelamcı, mantıkçı ve felsefeci olarak kendi döneminde meşhur olmakla birlikte, daha sonraki dönemlerde diğer bilimlerde tanınmasına rağmen, filozofluk yönüyle fazla tanınmamıştır.

Sağlam karakterli ve güçlü bir hafızaya sahip olan ve dönemin en büyük edebiyatçısı (şeyhu’l-üdebâ) ve “marifet üstadı” (şeyhu’l-maârif) olarak kabul edilen Batalyevsî, bilgisiyle kendisini topluma kabul ettirmiştir. Bu özelliğinden dolayı, etrafında dâima ilim öğrenmek isteyen ya da kendisine soru sormak isteyen insanlar bulunmaktaydı. Hatta onu, Endülüs’te hicri V. Asrın en büyük ilim adamı olarak da kabul edenler bulunmaktadır.

Batalyevsî’nin hayatı hakkında fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Muhtelif kaynaklardaki bilgiler de neredeyse birbirinin tekrarı mâhiyetindedir. Bu bilgilerden hareketle Batalyevsî’nin hayatı hakkında şunları söyleyebiliriz.

Çocukluk yıllarının geçtiği ve ilk eğitimini aldığı yer, doğum yeri olan Batalyevs’tir. O dönemlerde Batalyevs, bir ilim merkezi olarak görülmekteydi. Batalyevsî, yaşadığı dönemde küçük emirliklere ayrılmış olan Endülüs Emevî Devleti’nin değişik bölgelerinde bulundu. Bu esnada Benî Rezîn hükümdarlarının sonuncusu olan Ebû Mervân Hüsamu’d-Devle Abdulmelik b. Huzeyl ile tanıştı ve ondan büyük yakınlık gördü. Eserlerinden bir kısmını Ebû İsa b. Lebûn, Ebû Abdillah b. Ebî’l-Hassâl, Ebû Muhammed b. el-Ferec gibi vezirlere ithaf etmiştir. Ancak yöneticilerle yakın ilişki kurmanın faydasız olduğunu düşünerek, devlet erkanından uzak durmaya başlamıştır.

Hocalık hayatına Kurtuba’da dil, edebiyat ve dinî ilimler okutarak başlayan Batalyevsî, kısa bir süre sonra Belensiye (Valencia)’ye yerleşti. Belensiye dil okulunun başkanlığını da yürütmüş olan Batalyevsî, ölüm tarihi olan 1127 yılına kadar burada yaşamıştır. Belensiye’de yaşadığı için olsa gerek, Bağdatlı İsmail Paşa, Batalyevsî’nin Belensiye’de doğduğunu ileri sürmüştür.

Batalyevsî, daha çok bir dil bilimcisi, şair, edebiyatçı, fıkıhçı, tarihçi ve hadisçi olarak tanınmış ancak, mütefekkir ve filozofluk yönü pek dikkate alınmadığı için, filozof olarak yeterince anlaşılmamıştır. Buna mukabil kendisinin çağdaşı olan İbn Bâcce ve kendisinden sonra yaşamış olan İbn Tufeyl ve İbn Rüşd gibi filozoflar daha meşhur olmuştur.

Felsefî bir geleneğin henüz kurumsal olarak yerli yerine oturmadığı bir dönemde yaşayan Batalyevsî, felsefeye az ya da çok ilgi duyan bilginlerden sonra gelmesi sebebiyle fazla ilgi çekmemiştir. Onun tanınmamasının sebeplerinden birisi de bu olsa gerek. Bir başka sebebi ise, görüşlerini ileri sürerken karşılaştığı güçlüklerdir. Şöyle ki, Batalyevsî, hazır bir felsefî geleneğin devam ettiricisi olmayıp, yeni oluşmakta olan felsefenin kurumsallaşması için çaba sarfeden birisidir. Bundan dolayı onu bir geçiş filozofu olarak görmek gerekir. Ayrıca eserlerinin bir kısmının dil ile ilgili olması sebebiyle Batalyevsî’nin bir dilbilimcisi olarak tanınması da, onun bir felsefeci olarak bilinmesine engel teşkil etmiş olabilir. Fakat onun dil ile ilgili eserlerini, sâdece bir gramer kitabı olarak değerlendirmek yerine, kendisinin dil felsefesi yaptığını da göz ardı etmemek gerekir. Zira dil ile ilgili eserlerinin çoğunda, terim ve kavramların felsefî tahlillerini de yaparak, bir nevi dil felsefesi yaptığı da söylenebilir.

Batalyevsî’nin bir filozof olarak yeterince tanınmamasına karşın, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’ün meşhur olmalarının sebeplerinden en önemlisi, her iki filozofun da devlet görevinde bulunmaları ve hatta vezirliğe kadar yükselmelerini söyleyebiliriz. Böylece onların dönemine kadar felsefeye karşı gösterilen olumsuz tavrın, bu sayede yumuşadığını söylemek mümkündür. Halbuki Batalyevsî, ne böyle bir görevde bulunmuş ne de kendi döneminde felsefî ilimlere karşı böyle bir olumlu ortam bulamamıştır.

İbn Bâcce gibi Ebû Sait Umeyye b. Abdülaziz (ö.1135) ile de çağdaş olan Batalyevsî’nin, İbn Bâcce ile tanıştığını bilmemize rağmen, diğer çağdaşı olan Umeyye b. Abdülaziz ile tanışıp tanışmadığını bilmiyoruz. Umeyye b. Abdülaziz, felsefe ve tıp alanlarında bilgi sahibi olan bir şahsiyetti. Bu ilimlerin yanında Batalyevsî gibi dil bilimciliği, müzisyenliği ve matematikçiliği de bulunmaktaydı.

Batalyevsî ile İbn Bâcce’nin tanışmalarına rağmen, aralarında sürekli bir tartışma ve çekişme dışında başka bir bilgimiz bulunmamaktadır. Meselâ, Batalyevsî ile her alanda yarışa giren İbn Bâcce, dil bilgisi alanında da, onun kadar mahir olduğunu göstermek için tartışmaya bile girişmiştir. Ayrıca Batalyevsî, aralarında geçen bir mesele sebebiyle dönemin ileri gelenlerinden İbn el-Erveşî’ye, İbn Bâcce’yi şikayet eden bir mektup yazmıştır. Ömer Ferruh’un iddiasına göre, İbn Bâcce ve Batalyevsî’nin bir başka çağdaşı olan Ebû Abdillah Muhammed b. Halasati’d-Darîr en-Nahvî (1108)’nin Batalyevsî’ye düşmanlık beslemelerinin sebebi, Batalyevsî’nin, dilbilimine lügat ve nahiv ilminin yanı sıra felsefî açılardan da bakması olmuştur.

1. Hocaları


Çok yönlü bir ilim adamı olan Batalyevsî’nin hocaları, asrının seçkin kişilerinden oluşmaktadır. Diğer bilimleri hangi hocalardan öğrendiği tam olarak bilinmesine rağmen, felsefeyi kimlerden öğrendiğini kesin olarak söylemek zordur. Bunun gerekçesini Abdurrahman Alkam şöyle izah etmektedir. Batalyevsî’nin yaşadığı dönem ile daha sonraki dönemlerde eser yazanlar, bir bilginden bahsederlerken onun hocaları arasında bulunan felsefecileri yazmamışlardır. Çünkü o dönemlerde bir kişinin felsefeyle uğraştığının bilinmesi, bütün şimşekleri üstüne çekmesi anlamına gelirdi. Bundan dolayı felsefeyle ilgilenenler hep kendilerini gizlemek durumunda kalmışlardır.

İlk öğrenimini babası Abdullah b. Muhammed’den yapan Batalyevsî’nin diğer hocalarından bazıları şunlardır:

1- Ebû’l-Hasen Ali b. Muhammed es-Sîd el-Batalyevsî (480/ 1087): Batalyevsî, kardeşi olan bu kişiden okuma, yazma ve lügat ilmini öğrenmiştir.
2- Ebû Bekir Âsım b. Eyyûb el- Batalyevsî (494/ 1100): Batalyevsli meşhur bir bilgin olan bu kişiden Batalyevsî, dil (lügat) ilmini tahsil etmiş ve ondan bir çok kitap almıştır.
3- Ali b. Ahmed b. Hamdûn el-Makârrî el- Batalyevsî (466/1073): İbn Latiniyye olarak da meşhur olan bu bilgin, Batalyevsî’nin kıraat hocalarındandır.
4- Ebû Ali el- Gassânî (498/ 1104): Batalyevsî’nin hadis ve edebiyat hocalarından birisidir.
5- Abdullah b. Halef er-Rânî (?): Batalyevsî’nin kıraat hocalarındandır.
6- Abdu’d-Dâim b. Merzûk el- Kayrevanî (472/ 1079): Batalyevsî, bu hocadan şiir dersleri almıştır.
7- Ebû’l-Fazl ed-Dârimî el-Bağdadî (454/ 1062): Kendisi şair olan Bağdadî, Batalyevsî’ye şiir dersleri vermiştir.

Batalyevsî’nin farklı hocalardan ders alması, kendisinin de çok yönlü bir bilgin ve filozof olmasına etki etmiştir. Benzer durumu öğrencileri için de söylemek mümkündür.

2. Öğrencileri


Döneminin meşhur hocalarından ders alan Batalyevsî’nin, yetiştirdiği talebelerinin bir çoğu da, kendi döneminde meşhur olmuş kişilerdir. Sayısı yüze yaklaşan ve kendisinden lügat, şiir ve felsefe dersleri alan öğrencilerinden bir kısmı felsefe, bir kısmı tabakât yazarlığı ve bir kısmı da tasavvuf ile ilgilenmişlerdir. Bunun yanında bazı talebeleri de devlet idaresinde görev almışlardır. Biz onun bütün öğrencilerini saymak yerine, sâdece meşhur olan bir kaçının adını zikretmekle yetineceğiz.

1- İbn Hakân, Ebû’l-Feth b. Muhammed b. Abdillah el-Kaysî (528/1133). İbn Hakan, “Ezhâru’r-Riyâz fî Ahbâri İyâz” adlı meşhur tabakât kitabının yazarıdır. Ayrıca, “Kalâidu’l- Ikyân fî Mehâsini’l-A‘yân” ve “Rivâyetü’l-Mehâsîn ve Gâyetü’l-Mehâsîn” adlı eserleri bulunmaktadır.
2- Kadı İyâz bin Musâ İyâz, Ebû’l-Fazl el-Yahsibî (542/1147). Endülüs’ün meşhur bilginlerinden olup, “el-Gunye” ve “el-İlmâ‘ ilâ Ma‘rifet-i Usuli’r-Rivâye ve Takyîdu’s-Sima” adlı eserin yazarıdır.
3- İbn Beşkuvâl, Halef b. Abdillah b. Mesud Ebû’l-Kasım el-Kurtubî el-Ensarî (578/ 1182). “Sıla” adlı tabakât kitabını yazmıştır.
4- İbn Bisâm, Ali b. Bisam eş-Şenterînî (521/1127). “ez-Zâhire fî Mehâsîn Ehli’l-Cezîre” adlı eserin yazarıdır.
5- Asım b. Halef b. Muhammed b. et-Tecîbî (547/1152). Fıkıhçı olup, re‘ye önem vermesi ve felsefeye karşı olumlu tavırlarıyla tanımıştır.
6- Ahmed b. Muhammed b. İsâ et-Tecîbî ez- Zâhid (550/ 1155). Bilgin, mutasavvıf ve şair olup, bir çok eserin yazarıdır. Eserlerinin en meşhur olanları, Kitâbu’l-Kevkeb, Kitâbu’n-Necm ve Ziyâu’l-Evliyâ’dır.
7- Abdülmelik b. Muhammed b. Hişam b. Baid el-İsâ (551/1156). Hadis, tasavvuf, kelam, nahiv, lügat ve ensâb ilmiyle uğraşmıştır.
8- Mervân b. Abdillah b. Mervân el- Belensî (578/1182) Belensiye’de kadı olarak görev yapmıştır.
9- Ahmed b. Muhammed b. Abdillah b. Ahmed el-Ensarî (581/ 1185). Felsefe ve kelam ilimleriyle uğraşmıştır.
10- Ahmed b. Muhammed b. Sâid b. Abdillah el-Ensârî (?). Fıkıh, kıraat, hadis, felsefe ve kelam gibi ilimlerle uğraşmıştır.
11- Muhammed b. Yusuf b. Sa‘de (?). Tefsir, hadis, fıkıh ve kelam ilmiyle meşgul olmuş, ayrıca tasavvufa karşı da bir eğilim göstermiştir.
12- Ebû’l-Hasan Abdu’l-Melik b. Muhammed b. Hişâm el-Kaysî. Hadisçi, olup Batalyevsî’den de felsefe ve kelam dersleri almıştır.
13- Ebû Muhammed Abdillah b. Saîd el-Abderî. Hadisçi.

Çok yönlü bir ilim adamı olan Batalyevsî, öğrencilerine de farklı ilim dallarında hocalık etmiştir. Öğrettiği ilim dalları arasında felsefenin de yer alması ve bazı öğrencilerinin kendisinden felsefe okuması, Batalyevsî’nin sâdece felsefe bilen birisi değil, aynı zamanda felsefe okutan bir bilgin olduğunu da göstermektedir.

B- Eserleri


Batalyevsî’nin eserlerinin, felsefe, hadis, fıkıh, kelam ve dil gibi değişik disiplinlere ait olduğunu görmekteyiz. Sayısı hakkında değişik görüşler bulunmasına rağmen, bizim tesbit edebildiğimiz eserleri şunlardır:

1) el- Müselles fi’l-Luga (Sözlükte İlk Harfi Üç Harekeyle Okunan Kelimeler): Arap dili ile ilgili olan bu eser iki cilt halinde olup, ilk harfi üç hareke ile okunabilen kelimeleri ihtiva etmektedir. Eser 1981-82 yılında Salah Mehdî el-Fertûsî tarafından Bağdat’ta yayımlanmıştır.
2) el-İktidâb fî Şerh-i Edebi’l-Küttâb (Edebü’l-Küttâb’ın Şerhi Hakkında Düşünceler): İbn Kuteybe’nin Edebü’l-Kâtib isimli eserine şerh olarak yazılmış bir eserdir. Kitap önce Abdullah b. Mihaîl el-Bustânî tarafından 1901 yılında Beyrut’ta ve daha sonra da Mustafa es-Sekâ ve Hamid Abdülmecîd tarafından 1981 yılında Kahire’de yayımlanmıştır. Her ne kadar dil ile ilgili bir eser olarak kabul edilse de, bu eserde Batalyevsî’nin, bir nevi dil felsefesi de yaptığı söylenebilir.
3) el-Fark Beyne’l-Hurûfi’l-Hamse ve Hiye ez-Zâ ve’d-Dâl ve’z-Zâl ve’s-Sâd ve’s-Sîn (Şu Beş Harf Arasında Bulunan Fark: Za, Dâl, Zâl, Sâd ve Sîn): Beş harfin muhtelif kelimelerde aynı kalıpta kullanıldığı zaman, aldığı anlamları belirten ve sözlük şeklinde alfabetik olarak hazırlanmış bir kitaptır. Bu eser, Râgıb Paşa Kütüphanesi’ndeki nüshası (nr. 14311) esas alınarak, Hazma Abdullah en-Neşretî tarafından 1981 yılında Kahire’de, daha sonra Abdullah en-Nâsır tarafından 1984 yılında Dımaşk-Beyrut’ta ve 1985 yılında da Ali Zevîn tarafından Bağdat’ta neşredilmiştir.
Aynı eserin, Ahmed b. Mustafa tarafından istinsah edilmiş bir nüshası, Kitâbü'l-Furûk adıyla Râgıb Paşa Kütüphanesi 001431 numadara kayıtlıdır.
4) Şerhu Saktı’z-Zend (Saktu’z-Zend’in Şerhi): Ebû’l-A‘lâ el-Maarrî’nin Davü’s-Sakt isimli eserinin şerhidir. Batalyevsî bu şerhte, Maarrî’nin Divânını alfabetik sıraya koymuştur. Eser, Maarrî’nin eserlerini neşretmek için kurulan komisyon tarafından yayımlanan, Şürûhu Saktı’z-Zend (Kahire 1945-48, 1949-1954, 1964) adlı eser içinde yer almaktadır.
5) Kitâbu’l-Mesâil ve’l-Ecvibe fi’l-Arabiyyeti ve Gayrihâ (Arapça ve Diğer Konularla İlgili Sorular ve Cevaplar Kitabı): Dil, edebiyat, tefsir, akâid ve felsefe ile ilgili Batalyevsî’ye sorulan yetmiş iki soru ve bunların cevaplarından oluşan bir eserdir. Eserin Tunus ve Leyden’deki çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları bulunmaktadır. Ancak eserin bir kısmı İbrahim es-Sâmerrâî tarafından 1964 yılında Bağdat’ta neşredilmiştir.
6) el-İntisâr Mimmen ‘Adele ani’l- İstibsâr (Basiret Ehli Olmayanlara Karşı Üstünlük): Ebû Bekir b. Arabî tarafından kendisine yöneltilen eleştirilere cevap olarak yazılmış bir eserdir. Bu eser 1955 yılında Hamid Abdülmecîd tarafından Kahire’de neşredilmiştir.
7) Kitâbu’l-Halel fî İslahi’l-Halel min Kitâbi’l-Cümel (Cümel Kitabı’nda Bulunan Bozuklukların Düzeltilmesi Hakkındaki Kitap): el-Halel fî Agâlîti’l-Cümel olarak da bilinen eser, Ebû’l-Kasım ez-Zeccâcî’nin Kitâbu’l-Cümel adlı eserindeki beyitleri açıklayan ve yanlış olarak gördüğü husûsları izah eden bir eser olup, Hazma Abdullah en-Neşretî tarafından “İslahu’l-Halel el-Vâkî fii’l-Cümel” (Riyad, 1980) adıyla yayımlanmıştır. Eserin bir başka baskısı ise, Sâid Abdulkerim Sa‘udî tarafından 1980 yılında Bağdat’ta “Kitâbu’l-Halel fî Islâhi’l-Halel min Kitâbi’l-Cümel” adıyla neşredilmiştir.
8) Kitâbu Şerhi Ebyâti'l-Cümel (Ebyâtu’l-Cümel Şerhi İle İlgili Kitap) Dil ilmi ile ilgili olan bu eser, Hüseyin Tural tarafından “İbnu’s-Sid al-Batalyavsi ve Kitâb al-Hulal fi Şarh Abyati'l-Cumal”, adıyla Yüksek Lisans Tezi olarak çalışılmıştır. (Atatürk Üniversitesi Sos. Bil. Ent., 1978.)
9) el-Kurt ale’l-Kâmil (Kâmil Üzerine Bir Zînet): Müberred’in, el-Kâmil isimli eserinin şerhi olan kitap, Ahmed Zuhûr tarafından Lahor’da Pencap Üniversitesi yayınları arasında 1980 yılında neşredilmiştir.
10) el-İsm ve’l-Müsemmâ (Ad ve Adlandırılan): Küçük bir risaleden ibaret olan eser, Millet Kütüphanesi (Feyzullah Efendi, nr. 2161, vr. 93-95)’ndeki nüshası esas alınarak, Ahmet Faruk tarafından karşılaştırmalı olarak yayımlanmıştır.
11) Şerhu’l-Muhtâr min Lüzûmiyyât-i Ebi’l- ‘Alâ’ (Ebû’l-A‘lâ’nın Lüzûmiyyât’ından Seçme Şerhler): Adından da anlaşıldığı gibi eser, Ebû’l-‘Alâ’ el-Maarrî’nin Lüzûm-u mâ lâ Yelzem diye de bilinen Lüzûmiyyât adlı Divânından seçmeler yapılarak meydana getirilmiştir. Eser 1991 yılında Hamid Abdülmecid tarafından Kahire’de neşredilmiştir. Kitap her ne kadar şiir tahlillerinden oluşmakta ise de, felsefî tahlil ve değerlendirmeler ihtiva etmesi bakımından önemli bir eser olarak kabul edilebilir.
12) el-Müktebes fî Şerhi Muvatta‘i-Malik b. Enes (Malik b. Enes’in Muvatta‘ının Şerhi İle İlgili İktibas) Adından da anlaşılacağı gibi eser, Malik b. Enes’in Muvatta‘ adlı eserine şerh olarak yazılmış bir kitaptır.
13) Şerhu Divâni’l-Mütenebbî (Mütenebbi’nin Divânı’na Şerh): Bu eserin konusu hakkında kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.
14) et-Tezkiretü’l-Edebiyye (Edebî Hatıralar): Bu eserin konusu hakkında kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.
15) Şerhu’l-Hamseti’l-Makâlâti’l-Felsefiyye (Beş Felsefî Makale’nin Şerhi): Bu eserden sâdece Sâid Abdul’l-Kerim Sauûdi bahsetmekte ancak eser hakkında hiçbir bilgi vermemektedir. Abdurrahman Alkam’a göre ise Batalyevsî’nin böyle bir eseri bulunmamaktadır. Bu eser Hadâik adlı eserdir.
16) Cüz’ün fî İleli’l-Hadis (Hadis İlletleri Hakkında Bir Parça) Adından da anlaşılacağı gibi bu eser hadis ilmiyle ilgili olup, hadislerdeki illetleri incelemektedir.
17) el-Mesâilü’l-Mensûre fî’n-Nahv (Nahivle İlgili Dağınık Problemler) Arap dili ile ilgili olan bu eser ile isim benzerliği bulunan “el-Mesâ’ilü’l-Mensûre meşhûretün garibe” adlı bir eserden daha bahsedilmektedir. Ancak bu iki eserin aynı eser mi yoksa farklı eserler mi olduğu bilinmemektedir.
18) Şerhu’l-Fasîh li-Sa‘leb (Sa‘leb’in Fasihi’nin Şerhi): Bu eserin konusu hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.
19) Risâle ilâ Kabri’n-Nebî (Peygamberin Kabrine Risale): Bu kitabın da muhtevası hakkında, kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.
20) Red İbni’s-Sîd alâ İ‘tirâzât İbn A‘râbî aleyhi fî Şerh Şi‘ri’l-Maarrî (Maarrî’nin Şiirlerinin Şerhi Hakkında İbn Arabî’nin İtirazları İle İlgili İbnü’s-Sîd’in Reddiyesi): Ebû Bekir b. Arabî adlı Endülüslü bir bilgine reddiye olarak yazılmış bir eserdir.
21) Fihrist-i İbni’s-Sîd (İbnü’s-Sîd’in Fihristi): Bu eserin de muhtevası hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.
22) Kasîde fî Resâ-i Dîk (Horoz Mersiyesi Hakkında Bir Kasîde): Bu eserin de muhtevası hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır .
23) el-Kasîdetü'l-Hemziyye (Hemziyye Kasîdesi): Süleymaniye Kütüphanesi (Laleli), 003616 numarada kayıtlı mecmuanın 76-79. varakları arasında yazma halinde bulunmaktadır.

Buraya kadar bahsettiğimiz eserleri, her ne kadar doğrudan felsefî düşünüş ile ilgili olarak görülmese de, adı geçen eserlerin bir çoğunda felsefî tahliller bulmak mümkündür. Özellikle dil ile ilgili eserleri, sâdece bir gramer ve dilbilgisi kitapları olmayıp, dil felsefesi ile de yakından ilgilidir. Ancak biz Batalyevsî’nin metafizik görüşlerini incelediğimiz için, dil felsefesi hakkındaki görüşlerine çok az yer vermek zorunda kaldık.

24) el-İnsâf fi’t-Tenbîh ala’l-Meânî ve’l-Esbâb elletî Evcebet el-İhtilâf beyne’l-Müslimîn fî Ârâihim (Müslümanlar Arasındaki Görüş Ayrılıklarını Gerektiren Sebep ve İlletler Üzerine Uyarıda Orta Yol): Eserin tam adı hakkında muhtelif görüşler bulunmaktadır. el-İşbilî ve Kâtib Çelebî’ye göre eserin adı, et-Tenbîh alâ’l-Esbâbi’l-Mûcibe li’l-Hilâfi beyne’l-Müslimîn’dir. Bu eser Millet Kütüphanesi’nde ise, “Kitâbü’l-İnsâf bi Zikr Esbâbi’l-Hilâf” adıyla kayıtlıdır. Bilginlerin muhtelif konularda farklı düşünmelerinin sebeplerinin incelendiği ve sekiz bölümden oluşan eser, aynı zamanda felsefî bir eser olarak da değerlendirilebilir. Eserin bir çok kez baskısı yapılmıştır. Bizim faydalandığımız baskı ise Muhammed Rıdvan ed-Dâye tarafından 1987 yılında Şam’da yapılan baskısıdır.

Kettânî’ye göre bu eser, benzeri görülmemiş ve yazılmamış çok önemli bir eser eserdir.

25) el-Hadâik fî Metâlibi’l Âliyyeti’l-Felsefîyyeti’l-Avîsa (Felsefî Derinliği Zor Anlaşılan Konuları İçine Alan Dâireler): Batalyevsî’nin tamamen felsefî diyebileceğimiz tek eseri “Kitâbu’l-Hadâik” olarak meşhur olan ve Batalyevsî’nin filozof olarak tanınmasını sağlayan eserdir. Palacios’un iddiasına göre, eğer bu eser olmasaydı, Batalyevsî’den filozof olarak bahsetmek, belki de mümkün olmayacaktı. Henry Corbin’in “Dâireler Kitabı” (Livre des Cercles)  olarak adlandırdığı eser de aslında Hadâik’tir.

Hadâik, Endülüs’te şerîat ile felsefe arasında çelişki olmadığını göstermeyi amaçlayan ilk eserlerden olması hasebiyle de öneme haizdir. Zira Endülüs’te Malikî fıkıhçıların ağırlıkta olduğu ve bunların da aklî ilimlere karşı katı bir tutum takındıkları düşünüldüğünde, Batalyevsî’nin çabalarının bir anlam ifâde ettiği kendiliğinden ortaya çıkar. Gerçi felsefeye karşı Doğu İslam dünyasında Gazâlî ile zirveye çıkan bir anlayışı da göz ardı etmemek gerekir.

XII. Yüzyılda Moses b. Tibbon tarafından “Ha-’Aggulot ha-Ra’yoniyot” (The Intellectual Circles) adıyla İbranice’ye çevrilmiş olan Hadâik, daha sonra da Samuel b. Motot tarafından 1370 yılında tercümesiyle birlikte yeniden neşredilmiştir. Bu da, kitaba verilen değeri göstermesi bakımından önemlidir. Ancak eser, bu çeviride Batalyevsî’nin eseri olarak değil de, ünlü Yunan astronomi bilgini Batlamyus’un eseri olarak gösterilmiştir. David Kaufmann, Hadâik’i yeniden neşrederken, bu yanlışlığın farkına vararak düzeltmiş ve uzun bir takdim yazısıyla 1880 yılında Budapeşte’de neşretmiştir. Bu takdimde Kaufmann, Batalyevsî’nin görüşlerinin, Yahudi Felsefesi üzerindeki etkileri hakkında bilgi vermiştir. Brockelman bahsedinceye kadar Avrupa’da pek tanınmayan eser, Brockelman’dan sonra tanınmaya başlamış ve İspanyol müsteşrik Asin Palacios tarafından, İspanyolca tercümesi ile birlikte yeniden neşredilmiştir.

İslam dünyasında ise bu eser, ilk olarak M. Zâhid Kevserî’nin mukaddimesiyle İzzet Atar el-Hüseynî tarafından 1946 yılında Kahire’de ve daha sonra da Muhammed Rıdvan ed-Dâye tarafından 1988 yılında Şam’da yayımlanmıştır. Ed-Dâye, kitabın ön sözünde, bu eserin hem Endülüs hem de İslam kültürü açısından önemine değinirken, Palacios da eserin, Endülüs’te, İslam düşüncesi ile Yunan felsefesinin uzlaştırılması üzerine yazılmış ilk eser olduğunu savunmaktadır.

Hadâik kitabı, sade bir dille yazılmış olduğu için, felsefe bilgisi olmayanların bile rahatça anlayabilecekleri bir şekilde kâleme alınmıştır. Eserin önemli bir tarafı da, Endülüs’ün XII. Yüzyıl başlarında sahip olduğu felsefî düzey hakkında bir ayna vazifesi görüyor olmasıdır. Eserden anladığımıza göre, Endülüslü müslümanlar Doğu İslam dünyasındaki gelişmeleri takip etmek sûretiyle antik Yunan felsefesinden de büyük ölçüde haberdar oluyorlardı.
Batalyevsî’nin eserlerinden bir çoğu, bir tür ilimler antolojisi gibi bir özellik de taşımaktadır. Ele aldığı konuları farklı ilim dalları açısından ve geniş biçimde incelediği için, sâdece eserin adına bakılarak hangi konuya ait olduğuna karar vermek zordur. Meselâ, bir şiiri açıklarken, her hangi bir kelimeyi ele alıp onun tasavvuf, felsefe ve kelam gibi ilimlerdeki izahına da değinmektedir. Bu yüzden Batalyevsî’nin eserlerini tek bir ilim alanıyla sınırlandırmak doğru değildir.

DR. İsmail Erdoğan