Filozof.net

Zekât Nedir? Tanımı, Hedefleri -1 (İslam Kavramları)

Zekât

Zekâtın sözlük anlamı; temizlemek, büyütmek, çoğalmak ve bereketlenmektir. Malı çoğalttığı için zekâta bu ad verilmiştir. Dinî bir terim olarak İse şöyle tarif edebiliriz: "Belli bir malın belli bir kısmını belli yerlere vermektir." İslâm'ın beş şartından biri olan zekât, yukarıdaki tariften de anla­şılacağı üzere, belli bir miktarda mala sahip olan zengin müslumanların sorumlu bulundukları ilâhî bir emirdir. Bu miktar da nisap miktarı mal olup ileride açıklanacaktır. Zekâtın miktarı ise değişik ürünlere göre farklılık göstermektedir. Ticaret mallarında 1/40, ziraî ürünlerde 1/10-1/20, madenlerle su ürünlerinde 1/5'tir. İslâm dini, sahibine gelir sağlayan tüm mallardan zekât vermeyi farz kılmış, böylece toplumda tam bir sosyal güvenlik ortamı meydana getirmiştir.

Zekât, İslâm'ın sosyal güvenlik alanında ortaya koyduğu çok önemli bir müsessesedir. Zekât müessesesi, İslâm toplumunda yaşadığı halde gözetilmeye muhtaç  olan tüm fertlerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek güce sahip bir müessesedir. Zekât müessesesi, korunmaya ve gözetilmeye muhtaç in­sanlara hitap etmekle kalmaz, aynı zaman­da toplumda yapılması gereken birçok hizmetlerin de yürütülebilmesine imkân sağlar. Zekât emri îslâm'ın ilk dönemlerinde bir müessese olarak yaşatılmış ve toplumdaki sosyal dengesizlikleri gidermiştir. Ancak, sonradan müessese hüviyeti bozularak fertlerin elinde, onların isteklerine bırakılmış bir İlâhî emir durumuna gelmiş, bu sebeple de kendisinden beklenen sonuçlar alınamamıştır. Bu bakımdan zekât denilince onu bir müessese olarak düşünmek gerekir.

İslâm'ın beş şartından biri olan zekât; dinî ölçüler bakımından zengin sayılan her müslümana farzdır. Her sene zekâtını ver­meyen kimse ile, gasp yolu ile haksız kazanç elde ederek malını çoğaltan kimse arasında herhangi bir fark yoktur. Toplumdaki sosyal dengesizliklerden kaynaklanan so­runların asıl sorumluları da zekât ödemeyen kimseler olmaktadır. Allah Teâla bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "Eğer tevbe edip namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirlerse, dinde kardeşleriniz olurlar." (Tevbe, 11) Başka bir âyette ise şöyle buyurulmaktadır "Eğer tevbe edip namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirlerse onların yollarını serbest bırakın." (Tevbe, 5) Yani zekâtlarını ödemeyenler, toplum içinde serbestçe dolaşma hakkına sahip değillerdir. Bu gibi kimseler, müslüman kardeşlik hakkını da elde edemezler. Zekât vermemek toplumsal dengeyi bozucu bir hareket olduğu için, İslâm'da bunun cezası çok ağır olarak nitelendirilmiştir, tslâm hak ve adalet ilkeleri üzerinde önemle durmuş, özellikle toplumda huzursuzluklara sebep olacak olan davranışları şiddetle kötülemiştir. Zekâtını verip üzerindeki haklardan kurtulan kişi hem Allah tarafından, hem de kullar tarafından sevilir. Zekâtını ve toplumun üzerindeki haklarını ödemeyenler ise daima kötü bir iz bırakırlar, böyleleri insanlar tarafından sevilmezler. Bunlar Allah'ın rı­zasına erişemezler.

Zekâtın gerek ferde, gerekse topluma yönelik birçok hedefleri vardır. Ana noktaları ile bu hedefleri aşağıda özetleyeceğiz:

Konu Hakkında Bilgini Paylaş & Yorum Ekle


Güvenlik kodu
Yenile