Filozof.net

Anasayfa

Sansür Nedir, Tanımı, Dünyada ve Türkiye'de Tarihi ve Uygulamaları

Sansür

Siyasal sistemin korumakla yükümlü hissettiği kamu otoritesini veya sosyal ve ahlaksal düzeni bozabilecek olan, ya da bozabileceği varsayılan düşünce ve görüşlerin kısıtlanması siyasetidir. Bir düşüncenin, bir fikrin sansür edilebilmesi için yazılması veya konuşulması gerekmektedir. Sansür, bazı düşüncelerin, fikirlerin sadece geçersiz olduğunu ifade etmez, aynı zamanda, bunların ileri sürülmesinin gerçek bir tehlike yaratacağını da öngörür. Kişilerin, düşündüklerini istedikleri biçim, zaman ve yerde açığa vurmak ve tartışma serbestisi ile yakından ilgili olan sansür, düşünce ve söz özgürlüğünün, dolayısıyle de basın ve haberleşme özgürlüğünün denetlenmesiyle ilgilidir.

Çağlar boyunca, sansürün en başarılı uygulayıcıları, siyasal ve dinsel otorite sahipleri olmuştur. Böyle bir resmi otoriteden yoksun olmakla beraber, bazı düşüncelerin bastırılmasını isteyenler de bu yolda ilgili otoritelerden destek almaya çalışmışlardır. Kişinin böyle bir desteği tek başına elde etmesinin imkansız olmasa bile çok zor olması nedeniyle, bugün, batı demokrasilerinde, dinsel veya din dışı amaçlarla hareket eden birtakım özel gruplar iletişim kanalları üzerinde etkili olan, ya da onlara hükmeden kişileri etkilemek için baskında bulunmaktadırlar.

Sansür, genelde, siyasal sansür, dinsel sansür, ahlaki sansür ve akademik sansür olmak üzere dört ana başlık altında incelenebilir. Ancak, bu sansür eyleminin bu kategorilerden birden fazlasına girebilmesi de mümkündür. Bunun yanısıra, sansür eylemi, yayımdan veya duyurudan önce ve sonra olmak üzere iki ayn şekilde gerçekleşmektedir.

Sansürü meşru kılan üç temel dayanaktan söz edilebilir. Bunlardan birincisi, otorite sahipleri tarafından "yanlış" veya "tehlikeli" olarak değerlendirilen fikirlerin bastırılması veya cezalandırılması yolundaki inançtır. İkincisi, birincisini de haklı çıkarır mahiyette olan seçkinci bir tutumu ifade eder. Platon'un "Cumhuriyet'ine dek götürebileceğimiz bu görüşe göre, eğitim, meslek veya gelir seviyesi gibi birtakım nitelikler bakımından toplumda daha üstün bir konumda olanlar, doğruyu yanlıştan ayırmada diğerlerine göre daha yeteneklidirler. Böylece doğrulan bulma yeteneğinde olan kişiler, aynı kapasitede görülmeyen kişilerin fikirlerine sansür uygulayacaklardır. Toplumun benimsemediği, topluma ters gelen fikirlerin bastırılması düşüncesi de, sansür eylemini meşrulaştıran bir diğer yaklaşımdır. Bu düşünceye karşı çıkanlar, sansürün tarihini, birey ve toplum arasındaki bir dizi öncülük mücadelesi olarak görmektedirler.

Özgürlükçü demokrasi, en doğru çözümlerin, kamusal çıkarlara ilişkin sorunların açıkça tartışılması ile bulunacağı inancını taşıyarak, kitle haberleşmesinin özgürce yapılmasını temel bir ilke olarak kabul eder. Ancak, bu, çağdaş demokratik rejimlerde, basın ve haberleşme özgürlüğünün hiçbir sınır, hiçbir denetim kabul etmediği şeklinde de anlaşılmamalıdır. Örneğin, İngiliz Basın Özgürlüğü, esas itibarıyla, "devleti tehlikeye sokma, genel ahlaka aykırı davranma ve hukuki bir neden olmaksızın kişilerin zararına hareket etme" durumları ile sınırlandırılmıştır. Amerikan Yüksek Mahkemesi ise, Amerikan Anayasası, basın özgürlüğüne ilişkin herhangi bir sınırlama getirmediği halde, çeşitli kararlarında, bu özgürlüğün "halen var olan ve açık tehlike" durumunda kanunla sınırlandırılabileceğini ortaya koymuştur.