İdarî, malî ve kazaî işleri Dîvânü'1-ceyş tarafından yürütülen Abbasî ordusunun esasını, murtazıka (ücretli) denilen ni­zamî ve daimî statüdeki muvazzaf as­kerler teşkil etmekteydi. Bunlar yaptık­ları askerî hizmet karşılığında devlet bütçesinden maaş alırlar ve her türlü ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır­dı. Bunların yanında, cihad davetine uyarak kendi istekleriyle orduya katı­lan, zekât ve ganimetten pay alan ikinci bir grup daha vardı ki bunlara mutatavvıa (gönüllü) denilirdi, kendilerine hazineden herhangi bir ücret veya ma­aş ödenmezdi. Bu gönüllü kıtalar ara­sında bedeviler olduğu gibi köy, kasaba ve şehir halkı da vardı.

Abbasî ordusu şu beş gruptan olu­şuyordu:

  1. Başşehirde bulunan ve doğ­rudan halifeye bağlı olarak görev yapan muhafız birliği (haresü'l-halîfe).
  2. Bü­yük devlet adamlarının emrinde görev yapan birlikler.
  3. Vilâyetlerde bulunan kuvvetler.
  4. Avâsım ve suğur adı veri­len sınır garnizonlarındaki birlikler.
  5. Yardımcı kuvvetler.

Abbasî ordusunda görev alan muha­rip sınıflar da şunlardı: Müşât veya reccâle (kılıç-kalkan ve mızrakla donatılmış piyade birlikleri), fürsân (miğferli ve zırhlı olup mızrak ve savaş baltaları taşıyan süvari birlikleri), rumât (okçular), nef-fâtün (neft ateşi atmakla görevli birlik­ler), mühendisler (kuşatma silâhlarının yapımı ve onarımıyla ilgili teknik eleman­lar), istihkâm (marangoz ve duvarcı gibi çeşitli zanaat erbabından oluşan birlikler).

Ordu savaş sırasında beşli tertibi (el-hamîs) esas alırdı. Kalbü'1-ceyş (merkez­de başkumandanın emrinde görev yapan birlikler), meymene (sağ kanat), meysere (sol kanat), talîa (mukaddeme de de­nilen zırhlı ve miğferli süvarilerden oluşan öncü birliği), saka (artçılar). Savaşlarda kullanılan başlıca silâh, araç ve gereçler de kılıç, ok, yay, hançer, mızrak, topuz, balta, kalkan, zırh, miğfer, dikenli tel, merdiven, mancınık, arrâde ve deb-bâbeden ibaretti.

Ordudaki rütbelere gelince, özellikle Türk birliklerinin hilâfet ordusunun saf­larına katılmasından sonra bazı değişiklikler olmuş ve Türkler'deki onlu sistem esas alınmıştır. Buna göre arif 10 askere, halife 50 askere, nakib 100 askere, kâid 1000 askere, emîr 10.000 askere kumanda ediyordu. Başlangıçta sırasıyla Araplar, İranlılar, Türkler. Zen­ciler ve Berberîler'den teşekkül eden ordunun etnik yapısında zamanla büyük değişiklikler oldu. Araplar idarî kadro­larla birlikte ordudaki etkinliklerini de kaybedince. Halife Me'mûn devrinden itibaren ordudaki üstünlük yavaş yavaş Türklerin eline geçmeye başladı ve bu durum Büveyhfler'in Bağdat'ı işgalleri­ne kadar devam etti.

Abbasîler kara kuvvetlerine olduğu kadar deniz kuvvetlerine ve denizciliğe de büyük önem vermişlerdir. Muhtelif şehirlerde kurdukları tersanelerde Bi­zans gemilerinden daha büyük gemiler inşa etmişlerdir. Her gemide bir subay bulunur ve askerlerin eğitimiyle yakın­dan ilgilenirdi. Devlet deniz savaşları için lüzumlu her türlü araç, gereç ve mühimmatı temin ederdi. Donanma ku­mandanlarına emîrü'l-mâ' (veya emîrü'l-bahr) denilirdi. Bu kelime Batı dille­rine admiral-amiral şeklinde geçmiştir.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net