İskender’in Anadolu ve Asya’nın büyük bir bölümünü, bütün doğu Akdeniz yörelerini ele geçirişinden sonra düşünce alanında üç önemli olay görülür. Birincisi, kendi içine kapalı bir dizge niteliği taşıyan Anadolu-Yunan felsefesi, bu imparatorluğun egemen olduğu bütün alana yayılmış, Yunanistan’dan Hindistan’a, Anadolu’dan Mısır ve Kuzey Afrika ülkelerine dek etkisini göstermiştir. İkincisi, eski doğu düşüncesi, özellikle dinle bağlantılı inançlar, Batı’da yayılma olanağı bulmuş, iki ayn düşünce evreni birbirini daha yakından tanıma kolaylığı sağlamıştır. Üçüncüsü, us ilkelerine dayanan Anadolu-Yunan felsefesiyle, yalnız inançtan kaynaklanan Doğu düşüncesi kanşıp kaynaşarak yeni bir bileşim oluşturmuştur.

Uç ayn aşamada gelişen bu uygarlık olayını oluşturan öğeler arasında felsefenin yanında şiir, düzyazı türleri, tiyatro, mimarlık, yönetim, toplum kurumlan, eğitim, yaşama biçimi, yontu gibi değişik yaratmalann yer aldığı görülür. Felsefe alanında yaratıcı düşünceden çok birleştirici,' eski dizgelere yeni yorumlar getirerek uzlaştmcı bir görüşe önem verildiği izlenir. Helenizm Dönemi felsefesi, genellikle, bir davranış, bir yaşama felsefesidir, bu nedenle ahlak sorunu önem kazanmıştır. Bilgi sorunu ahlakın sınırlan içine girmiş, toplum içinde davranıştan yönlendiren öğeler arasında yer almıştır. Başlıca sorun insanın mutluluğu, devlet denen kuruluşun bu mutluluk bilinci karşısında benimsemesi gereken tutumdur.

Helenizm Dönemi’nde gelişen ya da doğan felsefe çığırlannm en etkili öncüleri Pyrrhon, Epikuros, Eski Stoa’nın kurucusu Kıbnslı Zenon, onun ardılı ve okulun yöneticisi Kleanthes, Khrysippos Arkesilaos' Kameades ve Orta Stoa’nın kurucusu Panaitios ile ardılı Poseidonios’tur. Bu filozoflann üzerinde durduktan sorunlar ise Kuşkuculuk, Hazcılık, Stoacılık genel başlıktan altında toplanır. Anadolu-Yunan-Roma düşüncesi bu üç dizge içinde yeni bir biçim ve içerik kazanarak gelişme olanağı bulmuştur. Ancak, adlannın değişik olmasına karşın, bu üç çığır Doğu-Batı düşüncesinin us ve inanç verilerinden kaynaklanan bir bireşimidir.

Helenizm mimarlığı, belirli kurallara uymamasıyla Yunan mimarlığından aynlır. iyon, Dorya da Korint üsluplarından alınmış öğelerin Yunan mimarlığının tersine aynı yapıda bir arada kullanılması; kemer gibi Doğu kökenli mimarlık öğelerinin, düz çizgilerin keskinliğini yumuşatarak yapıların daha hareketli bir görünüm kazanmasına yol açması, yapı yüzlerinde oluşturulan derin girintilerle ışık-gölge etkisinin sağlanması Helenizm mimarlığına özgü özelliklerdir. Bir arayış içinde olan Helenizm mimarlığı, bu niteliği ile Yunan ve Roma mimarlıkları arasında bir köprü oluşturur.

Heykel sanatı da bu dönemde bölgesel olmaktan çıkarak Helenizm ’in ulaştığı her yöreye yayılmıştır. Rodos, İskenderiye ve Bergama dönemin en önemli heykel merkezleri olmuşlardır. Heykelde gerçekçi yaklaşım giderek ağırlık kazanmış, mitolojik konuların yanı sıra yaşlılık, sakatlık, sarhoşluk gibi sıradan durumlar da konu olarak ele alınır olmuştur, insan heykellerinde kişiliğin ve duyguların yansıtılmasına çaba gösterilmiştir. Klasik dönem Yunan heykelinin idealleştirdiği insan vücudunu, Helenizm gerçek görünümüyle canlandırmaya özen göstermiştir. Giysiler derin kıvrımlarla işlenerek ışık-gölge etkisi sağlanmıştır. Grup heykelleri Helenizm Dönemi’nin getirdiği yeniliklerden bir başkası olmuştur.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net