Eşrefoğlu Camii. Beyşehir'de Beylikler dönemine ait Anadolu'nun ahşap direkli en büyük camiî.

Göl ile kale arasında kalan düzlüğe Eşrefoğulları Beyliği'nin kurucusu Seyfeddin Süleyman Bey tarafından yaptırılmıştır. Taçkapı üzerinde yer alan kitâbe şeklindeki vakfiyesinden bir han ve çifte hamamla birlikte inşa edilmiş olduğu öğrenilmektedir. Eşrefoğulları'nın hâkimiyetleri altındaki topraklarda bıraktıkları pek çok eser arasında günü­müze gelebilen en önemli yapıdır. Sel­çuklu geleneğine bağlı olarak ulucami tarzında tasarlanan cami Konya Sâhib Ata (1258). Afyon Ulucamii (1272), Sivri­hisar Ulucamii (XIII. yüzyıl ortası] ve An­kara Ahi Şerafeddin Camii (XIII. yüzyıl) gibi ahşap direkli ve düz toprak damlı camilerin en gelişmiş ve en büyük örneğidir. Biri taçkapıda, diğeri harime açı­lan çinili kapının kemer alınlığında olmak üzere iki kitabesi bulunmakta, bunlar­dan birincisinde 696 (1296-97). çini mo­zaikle yazılmış olan ikincisinde ise 699 (1299-1300) tarihi okunmaktadır; bura­dan binanın en az üç yılda tamamlandı­ğı anlaşılmaktadır.

Binanın planı, kuzeydoğu köşesini 45 derecelik bir açıyla kesen ve üzerindeki eksenden kaymış taçkapı ve minare ile ön cepheyi teşkil eden duvar yüzünden kesik bir dikdörtgen şema gösterir; bu durum, şehrin ana yolu üstüne yapılmış ve cephesinin ona uydurulmuş olduğu­nu ortaya koymaktadır. Birçok Selçuklu eseri gibi muhkem ve âbidevî bir yapıya sahip bulunan caminin ön cephe duvarı kesme taş, diğerleri moloz taşla örülmüştür ve çok başarılı bir işçilik sergi­lemektedir. Ön cephede taçkapının sol yanında duvar bir silme çerçeve içine alınmış ve üzerine süs amacıyla mazgal dendanları yapılmıştır. Taçkapının sağın­da yer alan yüksekçe minare hatalı ona­rımlardan dolayı özelliklerini yitirerek günümüze gelmiştir; kaidesinin altında sivri kemerli bir niş içerisinde, su haz­nesini antik bir lahdin oluşturduğu bir sebil bulunmaktadır. Mazgal dendanla-nndan biraz daha yüksek tutulmuş olan âbidevî taçkapının süslemelerinde gö­rülen üslûpla Sivas'taki Gökmedrese ve Çifte Minareli Medrese kapılarının üs­lûbu arasında büyük benzerlikler göze çarpmakta ve bu durum caminin taş işçiliğinde de Selçuklu geleneğinin devam ettiğini göstermektedir. Bazı araştırma­cılar bu eserin, Gökmedrese'nin kapısı­nın iki yanında adı bulunan ve Konya'-daki İnce Minareli Medrese'nin de mi­marı olduğu sanılan Konyalı mimar Kâ-lüyân'ın yetiştirmelerinden biri tarafın­dan yapıldığını düşünmektedirler.

Taçkapıdan, verev ön cephe duvarı ile kuzey duvarı arasında kalan firuze ve mor renkli çinilerle kaplı ara mekâna. buradan da Türk çini sanatında tek ör­nek teşkil eden sırlı tuğla ve mozaik çi­ni kaplı âbidevî ikinci taçkapı ile harime girilir.

Son derece etkileyici bir mekân olan harim, kırk sekiz adet ahşap direğin üze­rindeki konsollara oturan kirişlerin taşı­dığı düz bir tavanla örtülüdür. Direk baş­lıkları, konsollar ve tavan kirişleri, bu­gün birçoğu dökülmüş olan kalem işle­riyle süslüdür. Altı sıra halinde uzanan 7,5 m. yüksekliğindeki başlıkları mukar-naslı direklerin mihrap duvarına dik oluş­turdukları yedi neften ortada bulunanı diğerlerinden daha geniş ve daha yük­sektir; merkezindeki dört direğin üstü de benzeri ulucami planlı yapılarda ol­duğu gibi açıktır. Binanın çatı örtüsü toprak dam iken 1941 'de yapılan ona­rım sırasında eğimli çatı haline getiril­miş, 1956 yılında da bakır levhalarla kaplanmıştır; mihrap önü kubbesinin üze­ri ise siluette kendini kuvvetle gösteren piramidal bir külahla örtülüdür. Tuğla konstrüksiyonlu üç sivri kemere oturan mihrap önü kubbesi son derece alımlı renklerde sırlı tuğlalarla ve çinilerle süs­lenmiş, göbeğine girift kûfî ile Allah, Muhammed. Ebû Bekir, Ömer. Osman ve Ali isimleri yazılmıştır.

Caminin 4,58 m. genişlik ve 6,17 m. yüksekliğindeki mozaik çinili mihrabı Sel­çuklu devri örnekleriyle yarışabilecek dü­zeydedir ve üslûp yönünden Konya mih­raplarına bağlanır. Tamamen çinilerle kaplı olan mihrap çok zengin bir görü­nüşe sahiptir. Mavi-beyaz renklerin de kullanıldığı nişte hâkim renk firuzedir. Mukarnaslar altındaki alında yer alan motifler. Konya Karatay Medresesi'nin kubbe içi motifleriyle büyük benzerlik gösterir. Camideki çiniler genel üslûp açısından her yönüyle Selçuklu çini sa­natının devamıdır.

Eşrefoğlu Camii'nde çiniler kadar dik­kati çeken diğer bir sanat dalı da ahşap işçiliğidir. Kapı ve bazısı Konya İnce Mi­nare Taş ve Ahşap Eserler Müzesi'nde sergilenmekte olan pencere kanatlan. minber ve hükümdar mahfiliyle Osmanlı dönemine ait müezzin mahfili camideki ahşap işlerinin en fazla dikkat çekenle­ridir. Ceviz ağacından muhteşem min­ber, kapı ve pencere kanatları gibi ha­kiki kündekâri tekniğinde imal edilmiş­tir ve Anadolu'daki sayılı örneklerden bi­ridir. Giriş kemerinin üzerindeki kitabe­sinde Eşrefoğlu Emîr Süleyman Bey'in ve kapı kanatlan üzerindeki kartuş için­de de kûfî yazı ile yine Allah ve Muhammed lafızlarından başka dört halifenin isimleri kabartma olarak yazılmış, ke­merin iki yanında yer alan "amilehû îsâ" ibaresi ile de usta adı belirtilmiştir. Gü­neybatı köşesinde, başlıkları mukarnaslı iki ahşap sütun üzerine oturtulmuş olan ve on üç basamaklı bir merdiven­le çıkılan 2 m. yüksekliğindeki hüküm­dar mahfili yer alır; ceviz ağacından dan­tel gibi işlenmiş şebekelerle çevrilidir. Eksen üzerinde kubbenin önüne yerleş­tirilen müezzin mahfili. 982 (1574-75) yılında Mustafa Bey adlı bir Osmanlı ve­zir oğlu tarafından yaptırılmıştır; kiriş­leri ve tabanının alt yüzü nakış ve oy­malarla bezelidir. Bunlardan başka, çi­nilerle kaplı girişin üzerinde yer alan ka­dınlar mahfilinin ahşap korkulukları İle mihrabın iki yanından yan duvarlara ka­dar uzanan parmaklıklar da ahşap işçi­liği açısından dikkat çekicidir.

Caminin doğu duvarına bitişik içi kub­be, dışı konik külah örtülü türbe Eşre­foğlu Süleyman Bey'e aittir. İçi tamamen çinilerle süslü olan kümbetin 701 (1301-1302) tarihli kitabesinden, ölümünden birkaç yıl önce yine Süleyman Bey tara­fından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

TDV İslam Ansiklopedisi

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net