Eyüp. Halic'in son kısmında, surların hemen dışında yer alan ilçe merkezi ve istanbul'un en eski semtlerinden biri.

Kuzeydoğudan Sarıyer,doğudan Kâ­ğıthane ve Şişli,güneyden Fatih, Bayram­paşa, Esenler, batıdan Gaziosmanpaşa, kuzeybatıdan Çatalca ilçeleri ve kuzey­den de Karadeniz ile çevrilidir. İlçe top­rakları Haliç kıyılarından kuzeybatıya doğru hafif dalgalı düzlükler halinde uza­nır. XIX. yüzyıl başlarında burada bulun-

duğu bilinen ve biri İslâmbey, Düğmeci­ler. Kurukavak derelerinin birleşmesiyle oluşup Eyüp Camii yanından geçerek is­kelenin iki tarafından, diğeri ise Eyüp-sultan İskelesi ile Bahariye arasında Şah Sultan Tekkesi civarından Halic'e dökü­len iki büyük dere yoğun iskân dolayı­sıyla bugün ortadan kalkmıştır. Fetih­ten sonraki yerleşmelerle sur dışında te­şekkül etmiş ilk kasaba olan Eyüp, bu iskânı yönlendiren Eyüp Sultan Külliyesi'nin inşasıyla birlikte Osmanlı hanedanı ve halk arasında halen devam eden bü­yük bir dinî-manevî önem kazanmıştır. Tarih. Bizans döneminde Eyüp, sur dı­şında bulunan nekropol (mezarlık) böl­gesinde önemsiz bir yerleşme merkezi durumundaydı. Bazı kaynaklarda, Ayvan-saray'dan Eyüp'e kadar uzanan alanın tamamına bu çağda Kosmidion denildi­ği kaydedilmekteyse de bugün Kosmi­dion'un Eyüp'ün güneyinde küçük bir manastırlar semti olduğu bilinmektedir. Burası ile Blakhemai Sarayı arasında ba­zı önemli binalarla, İstanbul kuşatma­sından bahseden kaynaklarda adına sık­ça rastlanan ve Haliç sahilindeki Blak­hemai Sarayı'na en yakın kapı olan Xyloporta(Tahtakapi; Pîrî Reis'in haritası ile Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde Eyyûb-i Ensâri Kapısı) bulunuyordu. Kosmidion semti Hagios Panteleimon. Hagios Mamas, Hagios Theodoros, Hagios Thalaelos ve Hagios Kosmas-Damianos kilise ve manastırlarının yer aldığı di­nî bir merkezdi. IV. Mİkhail zamanında (1034-1041) yapılmış ve yoksulları ücret­siz tedavi eden Anargyroi azizlerine adan­mış olan bu son kilise ve manastır Ha­lic'e bakan tepenin üzerinde yükseliyor­du. Yanında bir hamamla bir de çeşme bulunan ve semtin en önemli ziyaretgâ-hı olan bu külliye. Godefroi de Bouil-lon'un Haçlı orduları Konstantinopolis'i kuşattığında (1096) tam. bir kaleye dö­nüşmüştü ; bugün ise izi kalmamıştır.

Eyüp son kuşatma sırasında Osmanlı ordularının karargâh kurduğu yerler arasında idi; Haliç'teki filo da buranın kıyılarında surlara yönelik faaliyet gös­termişti. Ayrıca II. Mehmed şehrin fethi sırasında Kosmidion'da ikamet ediyor­du. Bizans başkentinin Osmanlılar tara­fından fethinden sonra yeni adını Hz. Peygamber'in sancaktarı Ebû Eyyûb el-Ensârî'den alan bu semt, bütün İslâm âlemi için önemli bir nekropol olarak gelişme gösterdi. Emevîler'in 669 yılın­daki Konstantinopolis kuşatmasına ka­tılan ve bu sırada hastalanarak vefat eden Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin, vasiyeti uyarınca İslâm ordusunun ulaşabildiği en ileri noktada defnedildiği ve sahâ-bflerden birkaçının mezarının da yine o civarda olduğu kabul ediliyordu. Emevî ordusu çekildikten sonra Bizanslılar'ın kabrin korunmasına özen gösterdikleri, üzerine dört sütunla taşınan bir kubbe yaptıkları ve geceleri burada kandil yak­tıkları da rivayet edilmekteydi. Yine ri­vayetlere göre bu türbe kısa sürede kıt­lık ve darlık zamanlarında medet umu­lan bir ziyaretgâh haline gelmişti ve halen türbede bulunan kuyu ile bağlantılı olduğu sanılan bir pınarın hastaları iyi­leştirdiğine inanılıyordu. Bu civarda yer aldığı bilinen Hagios Kosmas-Damianos Külliyesi'nin de şifa verici azizlere adan­mış olması, burada yüzyıllardır devam eden bir geleneğin varlığını göstermek­tedir. Latinler 1204'te Konstantinopolis'i ele geçirdiklerinde Ortodokslar'a ait ki­lise ve kutsal yerleri yakıp yıkarken Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin türbesi de muhte­melen tahrip olmuş ve zamanla ortadan kalkmıştı. Ancak İstanbul'un gelecekte­ki fethinde Ebû Eyyüb el-Ensârî'nin yol gösterici bir rol oynayacağına dair riva­yetler hep yaşayagelmişti. İşte bu zemin­de, 1453'te kuşatma sürerken II. Meh-med'in hocası Akşemseddin'in keramet göstererek bu mezarın yerini keşfettiği ilân edilmiş, bunu fethin gerçekleşeceği yolunda önemli bir işaret sayan askerin de morali yükselmişti. Kabrin yeri ola­rak Akşemseddin'in gösterdiği noktada hemen bir türbe yapılmış, fetihten kısa süre sonra da Eyüp Sultan diye biline­cek olan cami ile medrese inşa edilerek bu yörenin manevî yapısının temelleri atılmıştır.

Eyüp daha sonra bir kasaba şeklinde gelişmeye başladı. Fâtih Sultan Mehmed İstanbul'un imar ve iskânı için çalışırken Bursa bölgesinden getirttiği bir kısım halkı buraya yerleştirdi. Böylece vakıf­lar yoluyla iskân teşvik edilerek sur dı­şında yeni bir kasabanın teşekkülü ta­mamlandı. Dursun Bey türbe, cami, med­rese ve hamamdan ibaret külliyenin et­rafına halkın çok rağbet edip her taraf­tan gelereK çevrede evler, köşkler yap­tığını ve buranın bir "hoş teferrücgâh kasaba" olduğunu, pek çok kimsenin de­nizden veya karadan buraya gelip soh­bet ve ziyarette bulunduğunu yazar. Zamanla Eyüp bir kadılık haline getirildi ve bağlı köyler padişah haslarına dahil edildi. "Haslar kadılığı" veya 1583'ten sonra "havâss-ı refîa" olarak bilinen Eyüp kadılığı mevleviyet derecesindeki büyük kadılıklar­dan biri durumundaydı ve Çatalca, Bü­yük-Küçük Çekmece ile Silivri'yi içine alıyordu. Evliya Çelebiye göre XVII. yüzyıl­da buraya yirmi altı nahiye, 700 köy bağ­lıydı; ancak bu rakamların doğruluğu şüphelidir. Haslar kadılığı köyleri II. Bayezid döneminde Beyazıt Camii evkafı­na dahil edilmişti. XVI. yüzyılın başların­da Boğaz'dan Bakırköy sahillerine, Çatalca'ya ve Beyoğlu kesimine uzanan ka­zada 163 köy vardı. XVIII. yüzyılda buranın sınırları Midye ve Burgaz'ı içine alacak ölçüde genişletil­mişti. Bu yüzyılın İlk çeyreğinde Eyüp ve Haliç en parlak devrini yaşadı; ayrıca sanayileşmenin ilk adımlan da bu dö­nemde atıldı. XVIII. yüzyılda nüfusun iyi­ce yoğunlaştığı Eyüp'te II. Mahmud dö­neminde çeşitii iskân faaliyetleri gerçekleştirildi. Rami'de kurulan kışla çevresin­de yeni yerleşme birimleri ortaya çıktı ve sanayileşme girişimleri dolayısıyla kı­yılara birçok tesis inşa edildi. XIX. yüz­yılın sonlarında göçmenlerin iskânı özel­likle Rami bölgesinin daha da büyüme­sine yol açtı. Burası Cumhuriyetin ilk yıllarında yine Balkan göçmenlerinin is­kânına sahne oldu. Giderek Alibeyköy taraflarına doğru büyüyen Eyüp'te ayrı­ca Anadolu ve Trakya'dan gelenlerin yer­leşmesiyle Sağmalcılar (Bayrampaşa) ke­simi ortaya çıktı. Fakat sanayi tesisleri­nin yoğunluğu Eyüp'ü olumsuz yönde etkiledi. 1980'lerden itibaren başlatılan projeler çerçevesinde kıyı boyundaki te­sisler yıktırıldı ve yerleri açık saha, park haline getirildi; ayrıca kıyı boyuna ka­zıklar üzerine oturtulan yeni bir yol ya­pıldı. Ancak bu arada eski tarihî çevre de bu düzenlemeler dolayısıyla tahriba­ta uğradı. 1990 sayımına göre Eyüp ilçe­sinin 211.986 olan nüfusunun 200.045'i İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırlan içinde, geri kalan kısmı ise (Il.941 nü­fus) Kemerburgaz bucağına bağlı sekiz köyde yaşıyordu.

Ekonomik ve Sosyal Yapı

Yorum ekle veya Makaleye katkı yap

Uyarı!
Hakaret içeren yorumların yasal takip gereği ip adresleri sistem tarafından kayda alınmaktadır.


Güvenlik kodu
Yenile

Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net