Eyvan. İslâm mimarisinin en önemli elemanlarından biri.

Eyvan Farsça bir kelime olup Arapça (îvân, lîvân) ve Türkçe'ye de geçmiştir. Ge­nel olarak binaların ortasında bulunan ve iç avluya açılan üç tarafı kapalı, üstü tonoz örtülü bir mekândır; özellikle İran ve Orta Asya'da tercih edilmiş ve cami, medrese, bîmâristan gibi binalarla bir­likte evlerin planlarında da sıkça kulla­nılmıştır. İslâm dünyasının batısında faz­la ilgi çekmediği anlaşılan bu mimari ele­manın en mükemmel örneklerine daha çok büyük Türk devletleri zamanında yapılan binalarda rastlanır. Arkeolojik araştırmalara göre ana fikri Asur mimarisine kadar giden ve ilk defa I. yüzyılda Mezopotamya'da görülen eyvan, II. yüz­yıldan itibaren Part ve ardından Sâsânî mimarilerinde en sevilen eleman olarak hemen her önemli binada kullanılmış­tır. Mevcut örnekler arasında özellikle, Bağdat yakınlarındaki Arsakî hanedanı­nın başşehri Ktesifon'da(Medâin) Sâsânî Hükümdarı I. Şahpûr (241-272) tarafından yaptırılmış olan büyük sarayın (Hüsrev Sarayı), İslâm âleminde Eyvân-ı Kisrâ veya Tâk-ı Kisrâ, Bati'da Ktesifon Kemeri (Arc de Ctesiphon) adıyla bilinen taht eyvanının kalıntısı büyük bir şöhre­te sahiptir. İslâm fethinden sonra cami olarak kullanıldığı bilinen binanın orta­sında yer alan 43.5 m. derinlik, 25,5 m. genişlik ve 35 m. yüksekliğindeki bu de­vâsâ eyvan müslüman sanatkârlar ka­dar hükümdarları da etkilemiş ve özel­likle saray mimarisi için fikir alınan bir kaynak teşkil etmiştir.

Partlar'la Sâsânîler'in saray ve mâbed-lerinde tören salonu olduğu anlaşılan eyvanların İslâm saraylarında da bu ga­yeye hizmet ettiği sanılmakta ve tarihî kayıtlarda eyvan kelimesinin "tören ve kabul salonu, kasır ve saray" anlamla­rında da kullanılması bu görüşü doğru­lamaktadır. Ancak İslâm mimarisinde eyvanın daha çok medreselerde yazlık dershane ve bîmâristanlarda yine yazlık teşhis ve tedavi mekânı olarak tercih edildiği görülmektedir. Çünkü sıcak ve kuru iklime sahip bölge mimarilerinin temel elemanını teşkil eden eyvanın gölgeli ve serin olduğu kadar açık hava ile de temas sağlayan bir düzeni bulunmak­tadır. Orta Asya ve İran'ın özellikle mes-cid-i cum'a planlarında üstü kubbeli mih­rap önü mekânının avluya açıldığı kısım­da çok haşmetli biçimde yükselen kıble eyvanları ise özellikle uzaktan kıble isti­kametini göstermek ve mihrabın öne­mini vurgulamak amacıyla yapılmıştır.

Emevi kasırlarında ve Abbasî sarayla­rında benzer teşkilâtlara rastlanmakla beraber İslâm mimarisinde eyvan kullanı­mı tam anlamıyla ancak X. yüzyıldan son­ra görülmektedir. Mevcut bilgilere göre en erken tarihli örnek Neyrîz Mescid-i Cum'ası'nda karşılaşılan eyvandır ve bu ilk örnek, binanın eski bir Sâsânî eseri ol­duğunu savunanların itirazlarına rağmen İran ve Orta Asya İslâm mimarisi için önemli bir merhale teşkil etmektedir. İslâm mimarisi içinde eyvanın yaygınlık ka­zanması güçlü Türk devletlerinin kurul­masıyla yakından ilgilidir. XI ve XII. yüz­yıllar Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklu-lar'ın Orta Asya, Horasan, İran, Irak ve Suriye üzerinde Türk kimliğini tesis ettik­leri bir devir olurken aynı zamanda ey­vanın değişik biçimlerde mimariye dahil edildiği süreci oluşturmuştur. Yapılan araştırmalar, bu mimari elemanın özellik­le Gazneli sarayları ile Karahanlı ribât ve kervansaraylarında mükemmel bir bi­çimde uygulandığını göstermektedir.

Eyvan kullanımının doruğa çıktığı dev­rin başlangıcı cihanşümul bir devlet olan Selçuklular'ın hâkimiyetine rastlar. Gaz­neliler devrinde Şiî tehlikesini bertaraf etmek için bir Sünnî idare ve tahsil ku­rumu olarak geliştirilen medreselerde. bölge halkının içinde yaşadığı evlerde görülen merkezî bir avluya açılan dört eyvan planının kullanılmaya başlanması eyvanın dinî ve sivil mimarideki önemini arttırmıştır. Gaznetiler'in XI. yüzyıla tarihlenen Leşker-i Bâzâr Sarayı'nın gü­ney kasrı kalıntılarında tesbit edilen dört eyvanlı plan, böylece sarayların ve evle­rin dışında diğer bir önemli müessesey­le de irtibat haline getirilmiş, 1135 ta­rihli Zevvâre Cuma Camii'nin inşasıyla da cami mimarisine dahil edilmiştir. Zev­vâre Cuma Camii'nde, yanlarda kanat­ları bulunan mihrap önü kubbeli cami planıyla birlikte uygulanan dört eyvanlı medrese planı İran ve Orta Asya için bir dönüm noktası teşkil eder. Zamanla bu plan bölgeyi tamamen etkisi altına almış ve ilerleyen asırlar içinde vücuda getiri­len önemli yapıların hemen hepsinde uy­gulanmıştır.

Ulug Bey Medresesı'nin ana eyvanı Bunara Selçuklulardın batıya doğru yayılma­sıyla Anadolu'ya giren eyvanın cami mi­marisinde pek tercih edilmediği görül­mektedir. Bilinen tek örnek, 621 (1224) tarihli Malatya Ulucamii'nin mihrap önü kubbeli mekânına açılan eyvan teşkilâ­tıdır. Anadolu'da bu mimari unsura, ca­milerin aksine kapalı ve açık medrese­lerle bîmâristanlarda çok sık rastlan­maktadır. Genellikle tek, çift veya üç ey­vanlı planların görüldüğü medreseler arasında XIII. yüzyıla ait Kayseri'deki Çif­te Minare, Sivas'taki Gökmedrese, Burû-ciye Medresesi ve Çifte Minareli Medre­se ile Erzurum'daki dört eyvanlı Çifte Minareli Medrese, Anadolu'daki eyvan kullanımının en üstün örneklerini sergi­lemektedir. Bu binalar dışında kervan­saraylar da eyvanlara rastlanan yapılar arasında dikkat çekmektedir. Anadolu Selçuklu ve İlhanlı eserlerinin dışında Beylikler dönemine ait medreseler ara­sında da genel olarak tek eyvanlı örnek­lere rastlanmaktadır.

Büyük Selçuklulardan sonra İlhanlılar ve özellikle Timurlular'la Safevîler tara­fından İran ve Orta Asya'da ısrarla kul­lanılan eyvan, Semerkant'taki Bîbî Ha­nım Camii ile İsfahan'daki Mescid-i Şâh ve Medrese-i Mâder-i Şâh gibi âbidevî yapılar içinde daima en ihtişamlı bölüm­leri teşkil etmiştir. Orta Asya ve İran'­dan tesirler alan Hint İslâm mimarisin­de ise dört eyvanlı planın ve eyvan ör­neklerinin hem daha az sayıda, hem de mahallî tesirlerin güçlü etkisi altında farklı mimari elemanlarla birlikte çeşitli değişikliklere uğratılmış olarak kullanıl­dığı görülmektedir.

Eyvan, Selçuklu tesiriyle Irak ve Suri­ye'de özellikle Zengîler döneminde geli­şen medreselerin yanı sıra dârülhadislerle bîmâfistanlarda da önemli bir mi­mari eleman olarak yer almıştır. En er­ken örneğini 1136 tarihli Busrâ Gümüştegin Medresesi'nin teşkil ettiği eyvanlı medrese planı Eyyûbîler tarafından Mı­sır'a taşınmıştır. Suriye'de Zengîler dö­nemine ait eyvanlı binalar arasında Şam'­daki Nûreddİn ZengFnİn (1146-1174) yap­tırdığı medrese üç eyvanlı. bîmâristan ise dört eyvanlı tiplerin en güzel örnek­lerini oluşturmaktadır. Eyvanlı Eyyûbî binaları arasında, el-Melikü's-Sâüh Eyyûb'un Kahire'deki 640-641 (1242-1243) tarihli medresesi önemli bir yere sahiptir. Birer eyvanı bulunan karşılıklı iki blok­tan meydana gelen bu medrese özellikle daha sonraki Memlüklü medreseleri için bir Öncü olmuştur. Bu tarihlerde Irak'ta inşa edilmiş olan eyvanlı binaların hiç şüphesiz en güzeli ve en önemlisi, Ab­basî Halifesi Müstansır'ın yaptırdığı 630 (1233) tarihli Müstansıriyye Medresesi'dir; Bağdat'ta bulunan medrese üç ey­vanlı âbidevî bir binadır. Memlükler, Mı­sır'da Eyyûbîler'i takip ederek bugün eyvanlı medrese ve bîmâristan]arın en büyük örnekleri arasında yer alan muh­teşem eserler bırakmışlardır. Sultan Kalavun tarafından Kahire'de inşa ettiri­len 1284 tarihli Kalavun Bîmâristanı'nın dört eyvanlı planı, oğlu el-Melikü'n-Nâsır Muhammed'in yaptırdığı Nâsıriyye Medresesi"nde gelişmiş. 1357-1362 ta­rihli Sultan Hasan Medresesi'nde ise en üstün şeklini almıştır.

Osmanlı mimarisinde eyvan olarak ad­landırılan bazı elemanlara rastlanmak-taysa da bunların hepsine klasik anlamda eyvan demek mümkün değildir. Üstü to­noz örtülü olan eyvanların yerine Osman­lılar bir tarafı açık kubbeli bir mekân tü­rü geliştirmişlerdir. Özellikle erken Os­manlı mimarisinde görülen ve XVI. yüz­yıl başlarından itibaren ortadan kalkan bu tip mekânlara, aynı döneme ait gerçek anlamda eyvan denebilecek bir iki örnekle birlikte rastlanması Osmanlı mi­marisinin kökleriyle kurulan irtibatın bir neticesidir. Bu tür eyvanlar, erken devir­de sıkça yapılmış olmasına rağmen za­manla terkedilen zâviyeli camilerle med­reseler ve diğer bazı mimari türlerde or­taya çıkmaktadır. Zâviyeli medreseler arasında klasik tarz tonozlu eyvan kul­lanımına örnek olarak, Orhan Gazi dev­rine ait tartışmalı bir eser olan ve Bey­likler devri medreselerinin genel özellik­lerini sergileyen Bursa'daki 749 (1348) vakfiye tarihli Lala Şahin Paşa Medre­sesi gösterilebilir. Bu yapıda girişin hemen ardındaki kubbeli merkezî mekâ­na derin beşik tonozlu bir eyvan açıl­makta ve molla odaları avlu yerine ge­çen kubbeli mekânla bu eyvanın yanla­rında yer almaktadır. Eyvan düzenlemeli Osmanlı yapıları arasında, İran mimari anlayışına yakın diğer özellikleriyle de dikkat çeken İstanbul'daki Çinili Köşk önemli bir örnek teşkil etmektedir. 1472 yılında Fâtih Sultan Mehmed tarafından, çevresindeki alanda tertip edilen yarış­maları takip etmek İçin yaptırılmış olan köşkün cephesi revaklıdır ve yan yüzle-rindeki fazla derin olmayan eyvanlar cephelere hareketlilik verirken binanın ihti­şamını da arttırmıştır.

TDV İslam Ansiklopedisi

Yorum ekle veya Makaleye katkı yap

Uyarı!
Hakaret içeren yorumların yasal takip gereği ip adresleri sistem tarafından kayda alınmaktadır.


Güvenlik kodu
Yenile

Filozof
Özel Arama Motoru
- Design by Filozof.net