Emir-i Hac Nedir, Ne Demek, Görevi, Tarihçesi, Hakkında Bilgi

Emîr-i hac. Haccın kurallarına uygun şekilde ue emniyet içinde edâ edilmesini sağlamak üzere görevlendirilen kimse.

Hac emirliği Mekke’nin fethinden son­ra (8/6301 ihdas edilmiş bir görevdir. Emîr-i hac (emîrü’l-hac) olanların hac ker­vanlarını güvenlik içinde götürüp getir­menin dışında cezaların uygulanmasına nezaret etmek gibi önemli görevleri var­dı. Fetih yılında Hz. Peygamber’in özel olarak hac emîri tayin etmediği. Mek­ke Valisi Attâb b. Esîd’in bu vazifeyi yerine getirdiği bilinmektedir. Ertesi yıl Resül-i Ekrem’in emîr-i hac olarak gö­revlendirdiği Hz. Ebû Bekir 300 kişilik bir hacı kafilesinin başında Medine’den ayrıldı. Kafile yolda iken, müşriklerin Ka­be’ye yaklaşmasını ve Kabe’nin çıplak olarak tavaf edilmesini yasaklayan Be-râe sûresi nazil oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sûreyi hacılara tebliğ etmek üzere Hz. Ali’yi görevlendirdi. 10. yılda (632} Hz. Peygamber bizzat haccettiği için emîr-i hac tayin edilmedi. Onun ve­fatından sonra hac farizasının güvenlik içinde yerine getirilmesini sağlama işi halifelerin görevlerinden sayıldı. Onlar da bu görevi ya kendileri yürüttüler ve­ya güvendikleri bir kişiyi görevlendirdi­ler. Hilâfetinin ilk yılında (633) Hz. Ömer’i hac emîri tayin eden Hz. Ebû Bekir er­tesi yıl bu görevi bizzat kendisi üstlen­di. İlk üç halife döneminde halifelerin dı­şında 13 (634) ve 24 (645) yıllarında Ab-durrahman b. Avf, Hz. Ali döneminde ise (656-660 sırasıyla Abdullah b. Abbas, Şeybe b. Osman, Kuşem b. Abbas hac emirliği yapmışlardır.

Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân devrinde (685-705) halifelik iddiasında bulunan her şahıs kendi adına bir emîr-i hac tayin etmişti. 68 (688) yılı hac mev­siminde dört emîr-i hac Arafat’ta top­lanmış ve birbirleriyle çatışmadan görev­lerini ifa etmişlerdir. Emevî ve Abbasî halifeleri hacca gittiklerinde bu vazifeyi bizzat kendileri üstlenmişler, diğer za­manlarda İse emîr-i hac tayin etmişler­dir. Abbasî halifeleri başlangıçta bu gö­reve kendi ailelerine mensup birini ge­tirirken daha sonra ve özellikle Büvey-hîler’in Bağdat’a hâkim oldukları dönem­de genellikle nakibü’l-Aleviyyîn olan ki­şi hac emîrliğî görevini de yürütmüştür. Fâtımîler Mısır’a hâkim olunca (969] özel hac kafileleri düzenlediler ve zaman za­man Haremeyn’de kendi adlarına hut­be okuttular. Abbâsîler’in merkezî oto­ritesi zayıflayıp ülke içinde karışıklık­lar çıkınca huzur ve güvenliğin sağlana­bilmesi için hac emirliği görevi kuman­danlardan birine verilmeye başlandı. Bü­yük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey’in 1055’te Bağdat’a girip Büveyhî hâkimi­yetine son vermesiyle başlayan Selçuklu­lar döneminde, nakîbü’l-Aleviyyîn Ebü’l-Ganâim Muammer b. Muhammed el-Alevî’nin yerine Emîr Ebû Mansûr Kutluğ adlı kumandan emîr-i hac tayin edil­miş ve on iki yıl boyunca bu görevi yü­rütmüştür.

Emîr-i hac tayin edilen kişi dârülhilâfe-ye gelir, burada devlet erkânı, eşraf, kâ-dılkudât ve fukahanm da katıldığı muh­teşem bir merasim yapılır, kendisine halife tarafından hil’at verilirdi. Bazen emîr-i hac kendi gitmeyip yerine naibi­ni veya oğlunu da gönderebilirdi. Hac emirlerinin hareket merkezi Emevîler döneminde Dımaşk, Abbasîler dönemin­de Bağdat’tı. Çeşitli bölgelerden gelen hacı adayları bu merkezlerde toplanır, emîr-i haccın başkanlığında Mekke’ye hareket edilirdi. Menâsik-i hac emîr-i haccın rehberliğinde yerine getirilir, dö­nüş Medine üzerinden yapılırdı. Emîr-i haccın sorumluluğu kafile hilâfet mer­kezine ulaşıncaya kadar devam ederdi.

Memlûk Sultanı Baybars’ın, Moğol is­tilâsından sonra Dımaşk’a kaçan Halife Zahir- Biemrillâh’in oğlu Ahmed’i Kahire’ye getirip Müstansır-Billâh lakabıyla halife ilân ettiği 659 (1261) yılından iti­baren hac emîrinin hareket merkezi bu şehir oldu. Yönetimlerini meşrulaştırmak ve kutsal toprakların idaresini yönlen­dirmek amacıyla hac faaliyetlerine ve Hi­caz’a gönderilen yardımlara önem ve­ren Memlükler’in tayin ettiği hac emîri, her yıl yenilettiği siyah ipekten dokun­muş, üzeri altın veya gümüşle yazılmış âyetlerle süslü Kabe örtüsünü receb ve şevval aylarında düzenlenen İki törenle halka teşhir ederdi. Birinci tören yol gü­venliğinin sağlandığı, ikincisi hac kerva­nının yola çıkmaya hazır olduğu anlamı­na gelirdi. Bazı hacılar birinci törenden sonra yola çıkar, emîr-i haccın başında bulunduğu esas hac kafilesi ikinci tö­renden sonra Kahire’den ayrılırdı. Kabe örtüsünü ve sırma işlemeli Kabe resmi­ni taşıyan mahmil-i şerifin de yer aldığı hac kafilesi hareket ederken Memlûk si­vil ve askerî erkânı da hazır bulunurdu. Emîr-i haccın başkanlığındaki hac ker­vanı, yol boyunca güvenliği sağlayacak askerî birlik eşliğinde genellikle şevval ayının İkinci yarısında Kahire’den ayrılır ve yaklaşık dört ay sonra dönerdi.

Memlükler döneminde hac emirleri­nin görevi sadece hac kafilesinin yol gü­venliğini sağlamak, Mekke ve Medine’­de hac menâsikini yerine getirmek ve Memlûk sultanının gönderdiği erzak ve hediyeleri dağıtmaktan ibaret değildi. Emîr-i haccın bunlar kadar önemli olan diğer bir görevi de Hicaz’ın iç İşlerini dü­zenlemek, Mekke şerifleri arasındaki re­kabeti dengelemek ve gerektiğinde sul­tanın otoritesini bizzat hissettirmekti. Meselâ 1301 yılı hac mevsiminde emîr-i hac olan Baybars el-Bundukdârî, Mek­ke Emîri Ebû Nümey’in ölümüyle başla­yan taht kavgasını yatıştırarak Ebü’l-Gays ve kardeşi Uteyfe’yi Hicaz emîri tayin etmiş, Kahire’ye dönerken de diğer iki kardeş Humeydâ ve Rumeysâ’yı be­raberinde götürmüştü[26]. Memlüklü hac emirlerinin Hicaz’ın iç işlerine müdahalesi bölgenin Osman-lılar’a geçişine kadar devam etmiştir.

1S17’de Mısır ve Hicaz’ın Osmanlı ida­resine girmesiyle hacıların güvenliğinin sağlanması, Hicaz’daki kutsal makam­ların korunması ve bu bölge sakinleri­nin ihtiyaçlarının giderilmesi Osmanlı sul­tanlarının önemli görevlerinden biri ol­muştur. Osmanlılar zamanında hac emî­rinin sayısı ikiye çıkarılmıştır. Bunlardan birinin görev yerinin merkezi Şam. diğe­rinin ise Mısır (Kahire) idi. Sam emîr-İ haccı Anadolu, İran ve Orta Asya hacılanyla Halep ve Bağdat gibi diğer bazı Arap vilâyetlerinden Şam’da toplanan hacıların, Mısır emîr-i haccı da Kuzey Af­rika ve Mısır çevresinden Kahire’de top­lanan hacıların Haremeyn’e gidiş dönüş­lerinden sorumluydu.

Şam hac emîrleri genellikle bölgenin askerî veya sivil erkânından seçilir ya­hut Şam beylerbeyi bu görevi de yürü­türdü. Bu geleneği başlatan Yavuz Sul­tan Selim, Mısır dönüşünde(Şevval 923/ Ekim 1517) Şam’da bulunan Emeviyye Camii’nde kılınan cuma namazından son­ra askerî erkândan Mehmed Bey’i emîr-i hac tayin etmiş ve hac kervanını sancak­la uğurlamıştır[28]. Eşraftan seçilen hac emirlerinin zaman zaman başarısız olmaları ve hac kervanını bede-vî saldırılarına karşı koruyamamaları üze­rine 1570’lerden itibaren bölge sancak­larından birinin beyi hac emîri tayin edil­meye başlanmıştır. Emîr-i hac tayin edil­diğinde sancak beyi olmayanlar ise bu göreve geldikten sonra Şam’daki san­caklardan birinin beyliğini de üstlenmiş­lerdir. XVII. yüzyılın ilk çeyreğinden XVIII. yüzyıl başlarına kadar görev yapan hac emirlerinin çoğunluğu Şam’da ikamet eden yeniçeri ileri gelenlerinden seçilmiş­tir. Yeniçeri Ocağı’na mensup olan hac emiri Mûsâ et-Türkmânînin başında bu­lunduğu kafilenin 1671’de Havran be-devî şeyhi İbn Râşid’in saldırısına uğra­ması ve çok zayiat vermesi Şam yeniçe­rilerinin zaafını ortaya koymuştur. Bu olay. mahallî bağlantıları güçlü olan ki­şilerin hac emîri olarak tayin edilmesini tekrar gündeme getirmiş ve daha son­raki çeyrek asır boyunca hac emirlerinin çoğu eşraf ve mutasarrıflardan seçilmiş­tir. XVIII. yüzyılın başından XIX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar bu görevi genellikle Şam valileri yürütmüşlerdir. Bunların içinde özellikle Azmzâde ailesine mensup olan valilerin Öne­mi büyüktür. XIX. yüzyılda ise tekrar Şam ileri gelenlerinden birinin hac emîri ta­yin edilmesi prensibi benimsenmiştir. Tanzimat’tan itibaren hac emirliği gö­revi Şam’ın iki büyük ailesine mensup ki­şiler tarafından yürütülmüştür. 1870′-lere kadar Büzü ailesi, bu tarihten itibaren de Şemdîn ailesi mensupları hac emirliği yapmışlardır. Osmanlılar döneminde hac emirliği gö­revine getirilenlerin bedevî saldırılarına karşı koyacak, mahallî şartlan iyi bilen, hac kafilesi masraflarına önemli katkıda bulunacak, ayrıca siyaseten devlete kazanılmasında fayda görülen şahıslar­dan olmasına dikkat edilmiştir.

Şam hac emîrinin en Önemli görevi hac kafilesinin güvenliğini sağlamak ve mas­raflarına katkıda bulunmaktı. XIX. yüzyıl ortalarına kadar yol güvenliği kapıkulu, yerli kulu ve özellikle XVII-XVIII. yüzyıl­larda takviye kuvvet olarak teşkil edilen çerde hafif süvari birliği tarafından sağ­lanmış. XIX. yüzyılın ikinci yarısından İtibaren güvenlik hizmeti Şam’da bulunan düzenli ordu tarafından yürütülmüştür. Hac kafilesiyte gidip dönen bu askerî kuvvetlerden ayrı olarak Şam – Medine arasında inşa edilen konaklama merkez­lerinde sürekli askerî kuvvet bulundu­rulmuştur. Her yıl hac kafilesi dönüşün­de değiştirilen bu askerler yıl boyunca, söz konusu konaklama merkezlerinde artan erzak ve hayvanları bir sonraki yı­lın hac kafilesi ulaşıncaya kadar muha­faza ederdi. Emîr-i hac ayrıca devlete bağlı kabilelerden bazılarını hac yolu çev­resine yerleştirerek, tehlike oluşturabi­lecek bazı kabilelere de hac kafilesiyle ilgili görevler vererek veya maddî yar­dımlarda bulunarak yol güvenliğini sağ­lamaktaydı. Hac emîrinin hangi sebep­le olursa olsun dışladığı kabileler fırsat bulduklarında hac kafilesine saldırırdı. Şam hac emîrinin yol güvenliğiyle ilgili sorumluluğu Şam’da başlar ve tekrar Şam’a dönülmesiyle sona ererdi. Şam hac emîri, İstanbul’dan gelen surre emini başkanlığındaki hac kafilesini Hama’da karşılar, Şam’da diğer hac kafileleriyle birleştirirdi. Dönüşte ise tekrar Hama’-ya kadar güvenliğini sağlar, burada ka­fileyi Halep yetkililerine teslim ederdi. Şam yoluyla gelen hacıların Medine ya­kınlarındaki Medâinü Salih veya Ûlâ’ya ulaşmalarından sonra güvenlik sorumlu­luğunu Hicaz yetkilileri üstlenirdi. 1864’ten itibaren İstanbul’dan yola çıkan sur-re alayının Beyrut’a kadar vapurla gön­derilmeye başlanması üzerine Şam hac emîrinin görevi surre alayının Beyrut’a ulaşmasıyla başlar ve hac dönüşü bura­dan İstanbul’a uğurlanıncaya kadar de­vam ederdi. Hicaz demiryolunun faali­yete geçtiği 1908’den itibaren surre ala­yı Haydarpaşa tren istasyonundan yo­la çıkmaya başlamış ve Şam üzerinden Medine’ye ulaşmıştır. Hac kafilesinin de­miryoluyla gidiş-dönüşü hem devletin yükünü hafifletmiş, hem de hac emîri­nin güvenlikle ilgili işlerini bir hayli ko­laylaştırmıştır.

Başında bulunduğu kafilenin her tür­lü ihtiyacını karşılamakla yükümlü olan hac emîrinin hac mevsiminden aylar ön­ce hazırlıklara başlaması gerekirdi. Nak­dî yardımların önemli bir kısmı surre eminiyle İstanbul’dan gönderilir, geri ka­lan kısmı ise Şam ve çevresindeki san­caklardan toplanan vergilerden karşıla­nırdı. Kafile için gerekli olan temel ihti­yaç maddeleri, vergi karşılığı toplanan gıda maddeleriyle hac kafilesi için vak­fedilmiş arazilerden elde edilen mah­sullerden sağlanırdı; bunların yetersiz olması halinde Şam pazarından ve Hav­ran civarındaki kabilelerden satın alına­rak ihtiyaç giderilirdi.

Mısır hac emîrleri Osmanlı idaresinin ilk yıllarında İstanbul’dan gönderilen bey­lerden seçilirdi. XVII. yüzyıldan itibaren Memluk beylerinin Mısır’da söz sahibi olmaya başlamasıyla hac emîrleri bunla­rın arasından seçildi. Mısır gelirlerini İs­tanbul’a götüren Memlûk beyi genellik­le bir sonraki yılın hac emîri tayin edilir­di. XVII. yüzyılın en güçlü hac emîri, yak­laşık çeyrek asır bu görevde kalan Rıd­van Bey’dir (ö. 1656). Mısır hac emirliği görevi XIX. yüzyıla kadar Memlûk beylerince yürütülmüş, bu tarihten itibaren hac emîri Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve onun soyundan gelen valiler tarafından tayin edilmiştir.

Mısır hac emîrleri de hac mevsimin­den aylarca önce hazırlıklara başlar, ge­rekli erzakı temin eder, bunun kervanla birlikte götürülecek kısmını ayırır, kala­nını konaklama merkezlerine gönderir­di. Mekke ve Medine’ye götürülen sur-renin dağıtımından da Mısır hac emîri sorumluydu. Bunun dışında, mahmil-i şerifi ve her yıl değiştirilen Kabe örtü­sünü zamanında hazırlatırdı. Yol boyun­ca güvenliği sağlamak üzere hac emîri-ne karşı sorumlu olan serdâr-ı haccın emrinde 500-2000 kişilik askerî birlik hac kervanına eşlik ederdi. Serdâr-ı hac ihtiyaç duyduğu miktarda askeri Mısır ordusundan temin ederdi. Kafilenin Hi­caz’a gidiş gelişi esnasında vuku bula­cak hukukî meseleleri çözmek üzere hac emîrine tâbi bir de kadı bulunurdu.

Mısır hac kafilesinin masraflarının bü­yük bir kısmı bu vilâyet gelirlerinden kar­şılanmış, masrafların artışına paralel ola­rak Mısır’da bu iş için ayrılan vakıf ara­zileri de arttırılmış, ayrıca her yıl İstan­bul’dan Önemli miktarda para yardımı yapılmıştır. İstanbul’dan yapılan yardım XVIII. yüzyıl başında 450.000 para iken yüzyılın sonunda bu miktar 10 milyon paraya kadar yükselmiştir. 1670 yılında hacca gitmek üzere İstan­bul’dan ayrılan ve Şam’a giderek bura­da toplanan diğer hacılarla birlikte Şam beylerbeyi emîr-i hac Hüseyin Paşa’nın maiyetinde yola çıkan Evliya Çelebi yol boyunca geçtiği menzillerle Medine ve Mekke hakkında bilgiler vermiş, emîr-i haccın taşıdığı sorumlulukları, yaptığı hizmetleri ve düzenlenen merasimleri çok canlı ifadelerle anlatmıştır.

Osmanlı Devleti’nden sonra Suriye ve Mısır tarafından yürütülmeye çalışılan hac emirliği kurumu 1924’te Hicaz’ın Suûd ailesinin yönetimine girmesi ve bu ailenin hac emirliğini yasaklamasıyla so­na ermiştir. Bu tarihten itibaren her ül­kenin ilgili bakanlığı hac emîrinin görev­lerini yerine getirmiştir. Mısır’da hac işleriyle ilgili görevliler için 1954 yılına ka­dar emîr-i hac unvanı kullanılmıştır.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski